• Çocukken etrafımdaki her şeyi canlı olarak görürdüm. Aslında şahıs, şahsiyet sahibi varlıklar diyelim, belki insan. Yalnız başıma kalınca asla sıkılan bi çocuk olmadım bu yüzden, etrafımda konuşabileceğim o kadar çok şey vardı ki. Harfler de şahıslardı. Kalpleri olduğunu düşünürdüm. A ilk harf olduğu için o lider bir kişilikti mesela. Çok heybetli ve alim bir zat olarak görürdüm onu. Alim olduğu için yaşlıydı da. Kafamın içinde yine çok şeyle konuşurdum. Patlamış bir topu ağlarken görüyordum, bazen çalışan bazen çalışmayan ev telefonunu hasta bir insan gibi görüyordum, içten içe üzülüyordum. Kalabalık ortamlardan ve çok konuşan insanlardan hazetmiyordum çünkü kafamın içindeki konuşmaları bölüyorlardı. Yalnızlığı hep çok sevdim, yalnız başıma yol yürümeyi de. Çünkü bana gülümseyen bir çiçeğe gülümseyebiliyordum ben de. Bazen de söyledikleri şarkıları duydum etrafımdaki varlıkların. Belki anlattıklarım çok saçma geliyor bazılarına ama gerçekten öyleydi. Ve hâlâ öyle. 18 yaşımdayken "Hiçbir şey yoktur ki, O'nu hamd ile teşbih etmesin" ayetiyle karşılaştım. Çok mutlu oldum. Çünkü konuştuğum varlık hamd ve tesbih ediyormuş. Çünkü konuşuyormuş :) Ruhları vardı yani :) Sonra yıllar sonra, İbn-i Arabi'den okudum. O da öyle diyor, "Harfler de insanlar gibidir, ruhları vardır" :) kitabı bitirince içimdeki çocuk Sibel havaya zıpladı, "biliyordum biliyordum, harflerin ruhu vardı" :). Varlığı bir harf olarak okumak ve varlığın manasını harften çıkartmak... Biz ki söylenmemiş harflerimişiz yüceler yücesinde. Söylenmişiz, bir harf olmuşuz kainat kitabında 🙏🏻
  • BALIK Burcu

    Ah sana ne desem bilmiyorum ki. Saf mısın, salak mısın? Yüz yıl yaşasa, olgunlaşacağına daha da bir çocuklaşır bu. Ona kırılır, buna alınır, küser, kızar.... Ayyyy... İnsanın bunu düşünürken bile içi daralır. Hayatta zaman zaman önüne çıkan fırsatları bir türlü değerlendiremeyen beceriksizin tekidir. Yaşamı boyunca kolay yoldan para bulmayı hayal eder. Zaten uyumadığı anlarda, çok az istisnai durum dışında genelde hayal kuruyordur. Hep çelişkilerle doludur. Bir de sanki hiç olumsuz huyu yokmuş gibi, bir kuru inadı vardır ki... Tam bir karın ağrısı, baş belasıdır. Bunun huyuna, suyuna git, sonra canın ne istiyorsa yaptır buna. Ama bana sorarsan kendin yap daha iyi. Tam bir bunalımdır. Bir şeye moralinin bozulması için nefes alıyor olması bile yeterlidir. Ona sorsan hayatta en büyük acıları bu çekmiştir, gelen buna vurmuştur, giden buna vurmuştur. Ah zavallı daha ne yapsındır ki. Bunun bindiği gemi batar, tuttuğu dal kırılır. Anılarla yaşamağa bayılır. Geçmişinden asla sıyrılamaz. Dış görünüşe çok fazla önem verir. Öyle lider olmak gibi bir kaygısı yoktur, kıyıda köşede kendine bir yer bulsun yeter. Onu mutlu etmek neredeyse imkansız gibidir. Herhangi bir şeye bile hemen sevinebilir, ama asla mutlu olmaz. Şahsiyetsiz, karamsar, olsa da olur ama olmasa acaba daha mı iyi olurdu dedirten tuhaf insanın tekidir.
  • Türkler birdir, beraberdir fakat hepsi de lider ruhludur.
  • tipik bir koç burcuydu; inatlaşmayı seven, iş bitirici, başkalarını biraz küçük gören ve hep lider.
  • Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka, batıda bilinen adıyla Phoenix ),
    Bilgi Ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.
    Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi,
    sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.
    Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.
    Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış.
    Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün, uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş.
    Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
    Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan KAF Dağının tepesindeymiş.
    Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi..

    1. Vadi “NEFS” vadisi
    2. Vadi “AŞK” vadisi
    3. Vadi “CEHALET” vadisi
    4. Vadi “İNANÇSIZLIK” vadisi
    5. Vadi “YALNIZLIK” vadisi
    6. Vadi “DEDİKODU” vadisi
    7. Vadi “BEN” vadisi

    1.Vadi “NEFS” vadisi Vadiye giren kuşlar öyle şaşırmışlar ki, burası sanki bir cennetmiş.
    Her şey varmış. Bir anda her şeyi isteyebileceklerini fark etmişler.
    Hiç sınır yokmuş. Zevke, sefaya, bütün emellerine kavuşabilirlermiş.
    İnsanları anlatan masallarda ki gibi çalışmadan, uğraşmadan mevki makam sahibi bile olabilirlermiş.:)
    Öyle çok kuş vadinin sihrine kapılmış, öyle çok şey istemiş ki…Bu vadide bir sürü kayıp vermişler…

    2.Vadi “AŞK” vadisi Vadiye girince bütün kuşların gözünü bir sis kaplamış.
    Gördükleri biçimsiz şekilleri, taşları, odun parçalarını, birer sülün, birer kuğu sanmışlar.
    Gözleri kör olmuş. Kapılmışlar, sürüklenmişler…

    3.Vadi “CEHALET” vadisi Her şey güzel gelmiş gözlerine.
    Simurg Anka kuşunu bile unutmuşlar. Nereye gittiklerinin ne önemi varmış ki.
    Orada da gökyüzü, burada da gökyüzü. İlginç nesneler görmüşler. Kaya mı, ağaç mı ne fark eder.
    Önemsemedikçe düşünmemişler. Düşünmedikçe unutmuşlar.
    Unuttukça yükleri hafiflemiş, gülümsemeye başlamışlar…

    4.Vadi “İNANÇSIZLIK” vadisi Vadiye girdiklerinde birden her şey anlamını yitirmiş.
    Ne olacakmış ki Simurg’u bulsalar. Kesin öleceklerini iddia edenler olmuş.
    Simurg’un çözüm bulamayacağını söyleyenler olmuş.
    Bu kadar yolu boşa geldiğini, emeklerinin boşa gittiğini düşünenler olmuş.
    Kanadı yaralanan bir kuşun aşağıya düştüğünü ve hepsinin başına bunun geleceğini bağırarak söylemişler. Yolu tamamlayamayacaklarını ya da tamamlasalar da hiçbir işe yaramayacağını söyleyip geri dönmüş bir sürü kuş…

    5.Vadi “YALNIZLIK” vadisi Vadiye giren bütün kuşları korku salmış. Sadece kendileri varmış gibi endişeye kapılmışlar.
    Acıkan sadece kendi karnının doymasını düşünmüş.
    Tek başına avlandığı için de başarılı olamayıp daha büyük hayvanlara yem olmuş.
    Her biri kendi başına hareket etmiş ve yönünü bulmaya çalışmış.
    Sanki kimse yokmuş gibi yapayalnız hissetmişler. Oysa ki milyonlarca kuş aynı amaç için uçuyorlarmış…

    6.Vadi “DEDİKODU” vadisi Vadinin her köşesinde fısıltılar duyulmaya başlamış.
    En arkada ki kuş, Simurg Anka’nın yeniden doğuşta tüylerinin yandığını söylemiş.
    Öndeki kuş bunu duymuş, yanan tüylerin tekrar çıkmadığını söylemiş.
    Bir öndeki kuş bunu duymuş, yanan tüyleri çıkmadığı için Simurg’un gizlendiğini söylemiş.
    Bir önde ki kuş bunu duymuş, morali bozuk olduğu için Simurg’un, saklanırken, onu görenlere zarar verdiğini söylemiş.
    Daha öndeki kuş bunu duyunca, herkese zarar veren Simurg’un, dayanamayıp kendini öldürdüğünü söylemiş.
    En öndeki kuşa, gitmeye gerek kalmadığı, Simurg’un toprak olduğu bilgisi gelmiş. Bir çok kuş geri dönmüş…

    7.Vadi “BEN” vadisi Bütün kuşlar vadiye girer girmez, içlerinde değişik bir his uyanmış.
    Kiminin kanadı biçimsiz gelmiş kimine. Diğeri, her şeyi bildiğini iddia etmiş.
    Yanlış yoldan gidiliyor diye kargaşa çıkmış. Her kafadan bir ses çıkmış.
    Herkesin fikri varmış ve doğruymuş. Sanki milyonlarca farklı yol varmış gibi.
    Hepsi en önde lider olmak istemiş, öne geçmek için birbirlerini ezip durmuşlar.
    Ta ki vadiden çıkana “BEN”den uzaklaşana kadar…

    KAF DAĞI’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
    Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş…
    Farsça; Sİ, OTUZ demektir. MURG ise KUŞ…

    SİMURG = OTUZ KUŞ

    Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “Simurg – otuz kuş” demekmiş.
    Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş.
    30 kuş anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur…
    Egosuna hakim olan, körü körüne bağlanmayan, düşünen, kendini geliştiren, kendine ve başaracağına inanan,
    Hep birlikte hareket edilmesi gerektiğini bilen, yalnız olmayı tercih etmeyen, dedikodu yapmayan ve en önemlisi,
    Egosunu eğiten kuşlar Simurg’muş…
    Bu bir hikaye ama hikayede olsa bazen ümitsizliğe kapıldığımda Anka kuşuna ulaşmak isteyenlerden olmaya özen göstermişimdir.
  • Öğretmenlik demek; ögrencinin açığını bulup, ögrenciyi zor durumda bırakmak değildir.(Yok yazmak, arkadaşlarının arasında onu aşagılamak, psikolojik baskı, notla tehdit etmek, olumlu davranışlarını taktir etmemek, Öğrenciyi yok saymak görmezden gelmek ögrenciyle ben bilirim yarışına girmek, kibir, ukalalık, kendini begenmişlik ve daha bir çok olumsuz etken) Ögretmen demek empati demek, anlayış demek, sabır demek, şevkat demek, güven demek, adil davranmak demek,hatalara hoş görüyle yaklaşmak demek,doğruyu anlatmak demek,Öğrencilerini ileriye taşımak demek, iyi bir model, iyi bir lider olmak demek... Sevgilerimle Mehmet ÖZTEP
  • Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar Bay Jones adlı despot, sömürgeci çiftlik sahibine karşı ayaklanır ve yönetimi ele geçirir. Artık her şey çok daha güzel olacaktır zira çiftlik hayvanlara kalmıştır ve özgürce, bolluk ve bereket içinde bir yaşam onları bekliyordur. Yumurtasi, sütü, buğdayı, arpası, yoncası, pancarı, çiftlikteki her şeyi doyasıya kullanabileceklerdir.

    Hikayemizin asıl kısmı bundan sonra başlıyor. Kurallar basittir. Bütün hayvanlar eşittir ve öldürülemez. Düşman olan tek varlik iki ayaklilar yani insanlardır. Ancak nedense eşitlikçi vir toplum için darbe yapan bu hayvanlara domuzlar önderlik etmeye başlar. Anayasalarindaki 7 emir basittir. Tüm hayvanlar eşittir. Ama bakarlar ki domuzlar diger hayvanlardan daha fazla yemek yiyor. Itiraz edecek olduklari vakit anayasaya bakarlar. Bütün hayvanlar eşittir ama bazilari daha eşittir. Zamanla isler oyle hal alır ki kendilerini sömüren Jones dan daha gaddar bir yönetimle karşı karşıya kalirlar.


    Çiftlikteki her hayvan toplumdaki belli kesimleri temsil ediyor. Napoleon'un sözcüsü Squiler adli domuz günümüz dünyasında medyayi, Boxer adli at çalışkanlığı,saflığı ve çiftliğine bağlılığıyla temiz yurdum insanını, Mollie adlı kisrak at lükse şatafata olan hayranlığıyla kapitalizm sevdalılarını, baş lider Napoleon'un koruma köpekleri ise düşünemeyen, emredilenleri sorgulamayan insanlari anlatan çok başarılı tiplemeler. Napoleon adli domuz ise yazarin Stalin'e olan nefretinden dolayi bizzat kendisine ithafen tasarlanmış.


    Lakin eser sosyalizme ağır bir eleştiri gibi gözükse de asıl verilmek istenen mesaj farklıdır. Bence bu yapıtın özü Benjamin isimli eşekte saklıdır. Benjamin'e göre yönetimde ister By jones olsun isterse de hayvanlar olsun bu devran böyle gelip böyle gidecektir.

    Eserde en çok güldüğüm yerlerden birisi, aklı başında hayvanlarin usulsüz yönetime yapacağı her eleştiride koyunlarin gürültü yapip slogan atmasi, diğeri de çiftliğin başına gelen her olumsuz olaydan uzun zaman önce canina kast edilip öldürülmek istendikten sonra çiftlikten kaçan Sonwball'un sorumlu tutulması olmuştur.