Geceyi seviyordum. Çünkü gece etraf sakinleşiyordu, şehir uykuya gidiyordu ve geriye sadece uyumaya bile zor vakit bulan insanlar, karanlıkta yaşamayı daha makul bulanlar ve benim gibi sessizlikte kafasını toplamaya çalışanlar kalıyordu. Gece dikkat dağıtıcı etkenler azaldığı için daha çok kendimle baş başa kalabiliyordum. Çoğu zaman karanlığa sığınmayı tercih ediyor ve sadece mum ışığında ya da masa lambamın aydınlatması eşliğinde oturuyordum.
Sizin için her şey olabilecek birinin gün geçtikçe hiçbir şeye dönüşmesi çok garipti. Bir zamanlar zihniniz onun düşüncesinden birkaç dakika bile olsa uzaklaşamıyorken şimdi sadece arada sırada aklınıza uğrayan birine dönüşüyor olmasi çok değişikti.
Hayat hüzün ve mutluluğun karışımından oluşan bir yerdi. Ne tam olarak siyahtı ne de tam olarak beyaz... Bazı insanların hayatında hüzün duygusu daha baskınken bazılarının hayatında mutluluk ön plandaydı ama herkes farklı şekillerde bu iki zıt duyguyu da tadıyordu. Bana kalırsa ikisinin hayatımızda olmasi da çok önemliydi.
Çünkü hüzünlü günlerimiz olmasa mutluluğun kıymetini bilemezdik, güldüğümüz günler olmasa ağladığımız günlere dayanmak bize zor gelirdi. Aynı zamanda hayat bir kaybetme ve kazanma silsilesiydi.
Bazen kazanırdık, bazen kaybederdik. Bazen ise tamamen yitirmemiz gerekirdi bazı seyleri ki bizim için daha hayırlılarına kapılarımızı açabilelim, daha mutlu ve huzurlu olabilelim...
Sevgi hakkında bildiğim bir şey varsa o da ne olursa olsun kendini bir şekilde belli eden bir kavram olmasıydı. Herkes sevgisini farklı şekillerde gösterir, farklı şekillerde dile getirirdi. Bazı insanların size olan sevgisini açık açık hissedebilirken bazi insanların sevgisini fark edebilmeniz için zaman gerekirdi. Bazıları sürekli olarak hareketleri ve tavırlarıyla bunu belli ederken bazıları nadiren belli ederdi ama siz yine de içten içe bilirdiniz onların sizi sevdiğini.