Dürüstlüğü ve özgürlüğü ve eliaçıklığı seviyorum. Yaratmayı seviyorum; yapmayı seviyorum. Dolu dolu yaşamayı seviyorum; oturmayan, seyretmeyen, kopya çekmeyen ve yüreği ölmemiş olan her şeyi seviyorum.
Eğitimsizden ve cahilden nefret ediyorum. Kendini beğenmişten ve sahteden nefret ediyorum. Kıskançtan ve kızgından nefret ediyorum. Kabadan, sıradandan ve alçaktan nefret ediyorum. Kalın kafalı ve küçük olmaktan utanç duymayan bütün kalın kafalı ve küçük insanlardan nefret ediyorum.
Cahillikten ne kadar nefret ediyorum! Caliban’ın cahilliğinden, kendi cahilliğimden, dünyanın cahilliğinden! Ah, öğrenmeyi ne kadar, ne kadar, ne kadar istiyorum. Ağlayabilirim, öylesine çok öğrenme arzusu duyuyorum ki.
Okurken yorulduğum, beni sürekli düşünmeye ve bulantı haline sürükleyen kitapla geldim. İlk kez Sartre okuyan biri olarak kitaba başlamadan önce kendime şunu sordum: Ben doğru kitapla mı başlıyorum? Pişman olmadığımı hemen belirtmek isterim. Hatta bu eseri okuduktan sonra Fransız edebiyatı hayranlığıma bir yazar daha eklendi. Bitirdiğimde bana kalan kocaman bir düşünce yığını ve bolca alıntılar oldu.
Kitabın konusundan bahsetmem gerekirse günlük biçiminde yazılmış olan bu kitapta Roquentin’in kimi zaman kafasındaki düşünceleri, kimi zamansa gözlemlediği insanları, ya da nesnelere bakış açısını okuyoruz. Sadece dünyaya değil kendisine, hatta eşyalara bile duyduğu tiksintiye tanık oluyoruz. Hatta bazen bu tiksinti o kadar şiddetleniyor ki yaşadığı durumu bulantı olarak adlandırıyor. Başlangıçta kendini bir hiç olarak görüp varlığından dolayı rahatsız olurken sonrasında varoluşu öğreniyor. Varoluşla yüz yüze geldiği bu noktadan sonra değişen bakış açısına şahit oluyoruz.
Varoluşçuluğun kült kitaplarından biri olan bu eseri okuduktan sonra bu akım ile ilgili kitapları okumaya devam etmem gerektiği kararına vardım. Bulantı’yı tekrar tekrar okumak koşuluyla şimdilik rafımdaki yerine bırakıyorum.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma