Allah'ı bilmemek kalbin öldürücü zehridir. Nefsin arzularına uyarak Allah'a asi olmak onu hasta eden illetidir. Allah'ı tanımak, diriltici panzehridir . Nefsin arzularına muhalefet ederek taatte bulunmak şifa veren ilacıdır. Kalbin hastalığını gidermek, onu sıhhate kavuşturmak ancak ilaçlarla olur.
Yine Kur-an'ın manasından çok maddesine atfettiğimiz bu kutsiyet, Kur-an'ın çeyiz sandıklarına, süslü kılıflarla duvarlara yada kütüphanenin gözden uzak en üst raflarına hapsetmiş ve ne yazık ki bizleri "evlerinde Kur-an olan" olan ama gönülleri vahiysiz kalan kişilere dönüştürmüştür.
*Eğer biz namaz vakitlerini değil de dizi saatlerini dört gözle bekliyorsak.
* Eğer Peygamberin çocuklara kaşlarını bile çatmadığını biliyor ama bir yandan çocuğumuzu dövüp sövüyorsak.
*Eğer oruç tuttuğumuzda hırçın, kızgın, tahammülsüz oluyor ve çocuğumuza ‘zaten oruçluyum.’ diye başlayan cümleler kuruyorsak.
*Eğer çocuğun oyununu bölmemek için secdelerini uzatan Nebi’ye rağmen namazda önümüzden geçti diye çocuğumuzu azarlıyorsak.
*Eğer Hz. Ömer’in adaletini anlatırken iki kardeş arasında adil olmayı başaramıyorsak.
*Eğer Hz. Osman’ın hayâsından bahsediyor ama ahlaka aykırı görüntüleri televizyonla evimize davet ediyorsak.
*Eğer Hz. Ali’nin ilminden övgüyle bahsedip, en son ne zaman kitap okuduğumuzu bile hatırlamıyorsak.
*Eğer hatim üstüne hatim yapmamıza rağmen Kur’an’ı anlamak ve yaşamak için hiç gayret sarf etmiyorsak.
*Eğer çocukları camiden kovuyor, gerekçe olarak da çocukluk şakımalarını gösteriyorsak bir yerlerde bir hata yapıyoruz demektir.