Biliyordu;her şey hızla değişiyordu çevresinde, kayıyor,ana çizgilerini yitirip silikleşiyordu. Kocaman bir boşluk kalıyordu geriye. Acıtıcı bir boşluk.
Onun kalkmaya hazırlandığını görünce telaşa kapıldı.
"İçte uzun uzun biriktirilen,ancak gerginlik anlarında su yüzüne çıkan gerçek" bu olsa gerekti:onunla birlikte bir şey daha kayıp gidiyordu ellerinden.
Ne ilginç bir ülkeydi benim ülkem, birbirinden çok farklı dünyaların ve yaşamların iç içe geçtiği, iç içe yaşandığı... Ben dış halkaların birinde durmuş, içe doğru bakıyordum anlamaya çalışarak... İç halkalara ait insanların duygularına, mantık yapılarına, beklentilerine,düşünce sistemlerine o kadar yabancıydım ki, sanki birkaç mahalle ötede değil, başka bir gezegenden geliyordum.
(...)Bu oyunu tek başıma daha kolay oynuyordum ben. İnsan sıcağından uzakta ilgi ve sevgiden yoksun kalınca, içim donuyordu, hırçın,edepsiz, umursamaz ve güçlü olabiliyordum da sevdiğim insanlar etrafımda dolanırken çözülmekten, paramparça olmaktan, kendimle beraber onları da derin karanlıklara çekmekten korkuyordum. Bu öylesine bir çırpınış, öylesine bir duyguydu ki, en yakınımla bile paylaşabilmem imkansızdı. Doğum ve ölüm gibi, tek kişilik bir eylemdi bu.