" Kitaplarla konuştuğunu biliyordum ama seni dinlediklerini fark etmemiştim. "
Dikenlerin Büyüsü... Kitap sayfalarının hışırdadığı, büyü kitaplarının şarkı söyleyip homurdandığı büyük kütüphanelerin de bu kitaplara ev sahipliği yaptığı büyülü bir dünya.
Elisabeth Scrivener , daha bir bebekken Büyük Yazdüşü Kütüphanesine bırakılmış ve hayatını raflarda fısıldayan ve demir zincirlere vurulmuş sihirli kara büyü kitapları arasında büyüyerek geçirmiş gerçek bir kütüphane çocuğu.
Bu kitaplar kesinlikle sıradan değiller çünkü güç ve özelliklerine göre birden ona kadar seviyelere ayrılıyorlar. Seviyesi büyük ve tehlikeli bir kara büyü kitabı mürekkepten oluşan korkunç canavarlara dönüşebiliyor. Yazdüşü Kütüphanesinde çıraklık yapan Elisabeth de muhafızlığa yükselmeyi amaçlayarak krallığı korumak istiyor.
Bir gece Yazdüşü Kütüphanesine yapılan bir saldırıda en tehlikeli kara büyü kitaplarından birisi sihrişere dönüşüyor. O gece müdiresini ölü olarak bulan Elisabeth , müdiresinin kendisine miras bıraktığı kılıcı ile sihrişerin peşine düşüyor. Daha sonrasında tehlikeli bir kara büyü kitabına zarar verdiği gerekçesiyle şüpheli bulunan Elisabeth in soruşturulması adına konseye gönderilmesine karar veriliyor. Bu konsey genellikle soylu ve güçlü ailelerden gelen büyücü sihirzadelerden oluşuyor. Sihirzade Nathaniel Thorn da soylu bir büyücü ve Elisabeth e Pirinçeçit e kadar eşlik ediyor. Daha sonrasında ise tamamıyla Elisabeth, Nathaniel Thorn ve onun asil iblis hizmetçisi Silas ın başından geçen maceralarını okuyoruz.
Öncelikle kitabın kurgusu ve olay örgüsü oldukça güzel ve akıcıydı. Ama tek kitaplık bir fantastik olduğu için bazı olaylar hızlı işlenmiş ya da geçiştirilmiş gibi geldiğini düşünüyorum. Yine de yaratılan evren ve yazarının kurduğu fantastik