Duvardaki gölgelerini görmek bile dayanılmazdı. Biri uzanmış, diğeri diz çökmüş gibi görünüyordu. İkisi de kıpırdamıyordu. Haraket eden tek şey Erxi'nin gözyaşlarıydı.
Bir çukur kazdım ve onu içine yerleştirdim. Sonra annemle babama şöyle dedim: "Youqing geliyor, ona iyi bakın. Hayattayken ona iyi davranmadım. Siz benim yerime ona iyi bakın!"
.
.
Ellerimle kapattım toprağı üzerine, küçük taş parçalarını ayıkladım. Taşlar değer de canını acıtır diye korkuyordum.
Ona bağırdıktan sonra Youqing okula çıplak ayakla gitmeye başladı, okula vardıktan sonra giyiyordu ayakkabılarını. Bir keresinde kar yağmıştı ama o yine de okula yalın ayak gitmişti. Babası olarak bu duruma zor katlanıyordum. Onu durdurdum ve "Ne var elinde?" diye sordum. "Bunlar ayakkabı, eldiven değil. Giy ayağına onları," dedim. Ancak o zaman giydi ayakkabılarını.
Ama çok uzaklaşmamıştı ki, durup ayakkabılarını tekrar çıkardığını gördüm. Youqing gerçekten başa çıkılmaz bir çocuktu.