Aşka duyduğumuz özlemin baştan çıkarıcı bir tuzak olduğu söyleniyordu. Aşkı, bizi bastırmakta ve ikincil konuma itmekte kullanan erkek ya da kadın ataerkil sevgililere âşık olup durmamızın nedeni de işte bu özlem ve bu tuzaktı.
Kadınlar ve erkekler aşkı tanımak istiyorsa, feminizm için can atmalı. Zira feminist düşünce ve pratik olmazsa sevgi bağlarını yaratacak bir temelden mahrum kalırız.
Evlilik ve birlikteliklerdeki ataerkil erkek tahakkümü, toplumumuzda ayrılık ve boşanmaları yaratan birincil güç olmuştur. Başarılı evliliklere dair yakın zamanda yapılan tüm araştırmalar, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, çiftler için, her iki tarafın da diğeri tarafından olumlandığı bir bağlam yarattığını göstermiştir. Bu olumlama,
evlilik sonsuza dek sürmese bile mutluluğu artırır; dahası, denklik zemini üzerine kurulan ve aradaki bağa temel teşkil eden arkadaşlık devam eder.
Cinsiyetçi bir temel üzerine inşa edilen evliliklerde derin sorunlar bulunacağı ve bu evliliklerin nadiren sürdüğü, bugün de geçmişte olduğu kadar açıktır.
İş yaşamının talepleri, elbette çalışan ebeveynlerin, özellikle de erkeklerin çocuk bakımına katılımı konusunda sıklıkla engel yaratıyor. İşe ayrılması gereken zamanın yapılandırılmasında büyük değişiklikler gerçekleşmeden, yaşamın erkeklere ebeveynlik yapmaları için zaman ve alan verecek şekilde düzenlendiği bir dünyada yaşıyor olmayacağız. Öyle bir dünyada, erkekler ebeveynlik yapma konusunda daha istekli olacaktır. Fakat o zamana kadar, fazlasıyla yorulan ve düşük ücret alan pek çok erkek, kadınlarda aynı şekilde yorulmuş olsalar ve düşük ücret alsalar bile çocuk bakımının tümünü kadınların üstlenmesini kabul etmeye istekli olacaktır. Dahası, beyaz üstünlükçü kapitalist ataerki içindeki iş
dünyası bugün, tam anlamıyla ebeveynlik yapmayı kadınlar için de daha zor hale getirmiştir. Bu gerçeklik, bir kariyer seçebilecek olan kadınları evlerinde oturmaya itmektedir. Kadınları işgücünün dışında tutan ve evlerine geri yollayan etken, erkek tahakkümü konusundaki cinsiyetçi düşünce değil, "ebeveynsiz” çocuklardan oluşan bir toplum yarattığımız korkusudur.