"Önce bir gemiyle geldiler.Misafirlerimizdi,onları sahilde hediyelerle karşıladık.Silahsızdık.Çünkü hiç ihtiyacımız olmadı.Kardeştik,severdik,paylaşırdık.Silahı onlar tanıttı.Tutarken yanlışlıkla elimizi kestik,kanımız aktı.Evlerimize buyur ettik.Yedirdik,içirdik,,yatırdık,hizmet ettik.Topraklarımızı,dağlarımızı,sularımızı,ovalarımızı gezdirdik.Sevindiler.Sevindik!
Renkleri ne kadar beyazdı.Sonra gittiler.Memnun ederek uğurladık dostlarımızı.Birgün, tam sabah gün doğarken ,ak tenli dostlarımız gemileriyle çok,çok olarak geldiler.Beklemiyorduk;çok erken gelmişlerdi.Demek sevmişlerdi bizi,toprağımızı,göğümüzü...Sevindik.Çoktular,silahlıydılar;üstelik silahlar da ellerini kesmiyordu.Ayakları karaya bastı ve sonra hiç olmayacak olan oldu.Şaşırmıştık.Acaba ne yapmıştık da beyaz dostlarımız bizleri öldürüyordu."
"Birkaç gün önce aynı masada bir evsize yemek ısmarlamışken şimdi de başkaları bana yemek ısmarlıyordu.Bunu isterseniz karmaya, isterseniz dini inançlara bağlayın ama öğrendiğim şey şu ki az ya da çok fark etmez, sen yeter ki ver. O sana bir şekilde dönüyor.Bazen de fazlasıyla dönüyor..."
Adı Olmayan Kız
"Eşinle biraz konuşabilir miyim?Adı ne?"
"İspanyolca bilmiyor.Adı yok."
"Adı yok mu?!"
"Evet.Adı yok."
"Nasıl adı yok?!Ne diye çağırıyorsunuz onu?"
...
Şimdiye kadar ziyaret ettiğim yerlilerden kimseye pek içerlememiştim.Çünkü herkes halinden memnundu.Ama bu kız biraz farklıydı.Beş gün önce burada doğum yapmış.Gün boyu burada oturuyor,ateşte yemeğini yapıyor ve akşam da oturduğu yerde yatıyordu. Hepsini geçtim bir adı dahi yoktu.Ona bir isim vermeyi bile çok görmüşler...