"Ah Tanrim," dedi icinden, "nasil da guc bir meslek secmisim kendime! Hemen her gun yoldayim. Butun bunlar burodaki asil islerden daha yorucu, ustelik bunlar yetmiyormus gibi bir de yolculugun cilesi, aktarma trenlerinin stresi, duzensiz, kotu yemekler, surekli degisen, hic kalici ve samimi olmayan insan iliskileri. Seytan gorsun hepsinin yuzunu!"
Hepimizin özlemi geçmişe değil kaybolan masumiyeteydi şüphesiz. Dokunmak yetmiyordu onu çıkarmaya. Yara alan yerlere sevginin samimiyetiyle buluştuğu bir dokunuş. Dünya üzerinde iyi insanların varlığına şahit olmak hatırlatıyordu insan olduğumuzu. Umutlar o zaman yeşermeye başlıyordu.