bir kaya güçsüzdür. tepeden aşağı yuvarlanmaya başladığı andan itibaren doğal yerçekimi ve hareketsizlik yasalarından kurtulana dek yuvarlanmaya devam eder. ama bizler kaya değiliz. bizler eğilime direnme becerisi olan varlıklarız. yuvarlanan halimizi durdurup tepeye tırmanabiliriz. onat görme arzusu muhtemelen doğal bir arzudur. peki başkalarından onay görmek için tepeden aşağı yuvarlanmaya devam mı edeceksin? her yanın pürüzsüz hale gelene dek yuvarlanan bir taş gibi kendini yıpratacak mısın? geriye kalan tek şey 'gerçek ben' olacak olan ufak ve yuvarlak bir top kalana dek bunu mu yapacaksın? böyle bir şey olamaz.
güç mücadeleleri hakkından bir şey daha söylemek isterim. her türlü durumda ne kadar haklı olduğuna inanırsan inan, diğer taraf buna dayanarak eleştirmeye çalışma. bu bir çok kişinin düştüğü bir kişiler arası ilişki tuzağıdır.
bir kişi kişiler arası bir ilişkide "haklıyım" dediği ve buna inandığı anda zaten bir güç mücadelesine girmiş demektir.
sadece geçmiş nedenlere odaklanır ve her şeyi neden-sonuç ilişkisiyle açıklamaya çalışırsak "belirlenimciliğe (determinizm) kadar gideriz çünkü bize söylediği şey, şu anımızın ve geleceğimizin çoktan geçmiş olaylar tarafından belirlendiği ve değiştirilemez olduğudur. haksız mıyım?
Sadece dışarı bakmak yerine içe bakarsanız bir iç ve bir de dış amacın olduğunu keşfedersiniz makro kozmos‘un mikroskobik bir yansıması olduğunuzdan evrenin de sizinkinden ayrılamayan bir iç ve dış amacı olduğu açıktır evrenin dış amacı biçimi yaratmak ve biçimlerin etkileşimleri sayesinde kendini deneyimlemektir oyun dram rüya adına ne dersiniz hiç amacı ise biçim olmayan özünü uyandırmaktır sonrasında iç ve dış amaçların birleşmesi gelir o Özü bilinci biçim dünyasına getirerek dünyayı değiştirmek bu değişimin nihai amacı insan zihnini hayal edebileceği ya da kavrayabileceği her şeyin ötesinde dedir yine de bu dönemde bu gezegen üzerinde bu değişim gerçekleşmektedir ve sorumlulugu da bizlere verilmiştir bizim aracılığımızla iç ve dış amaç yani dünya ve tanrı birleşecektir evrenin genişleyip üzülmesini hayatımız üzerinde ne gibi bir etkisi olduğuna bakmadan önce evrenin doğası hakkında söylenen hiçbir şeyin mutlak gerçek olarak kabul edilmemesi gerektiğini aklımızdan çıkarmamız gerekir ne kavramlar ne de matematik formülleri sonsuzluğa açıklayabilir hiçbir düşünce bütünün enginliğini kapsamaz gerçeklik birleşmiş bir bütündür ama düşünce onu parçalara ayırır bu da temel yanlış algılara kapı açar birbirinden ayrı olaylar ve şeyler var bunun nedeni şudur gibi her düşünce bir bakış açısı anlamına gelir ve her bakış açısı doğası gereği sınırlama getirir yani sonuçta mutlak bir gerçekliği olamaz gerçekliği olamaz.