koca bir okyanusun damla damla dünyaya gelmesi gibiydi insan olmak. içimizde ne taşıdığımızı, nereden geldiğimizi, neden yapıldığımızı bilmeden damladığımız yerde kaynağı bulmaya çalışıyorduk.
zaten'le başlayan donuk, cansız cümleler... çaresizce, kendi-hüzünlü-çapımda sonlanıyor. kalbim çok alışık böyle hissetmeye. noynum hemen bükülüyor, dudaklarım büzülüyor, geceden bozma bakışlarım yere yöneliyor. dünyanın büyüklüğü karşısında suçlulukla kıvranan, hayli hassas antenleriyle varoluşun tüm karanlığını içine çeken bir böcek gibi. nefeslerim yetmiyor böyle zamanlarda. içimde ağır ve ıslak bir battaniye. beni kalabalıklardan uzak tutan, yeraltındaki inimden çıkarmayan, tözden eski bir keçeden yapılma küflü, soluksuz bir battaniye. boynumu güneşe uzatacak bir açmamış buğdaykeb toprağın altından bileğime yapışan kemiksiz ellerle çekiyor beni. tohum da harman da sensin. insanın içindeki hayatı emen gözbebeklerindeki ışığı söndüren, derin ve güçlü bir his. bileklerimi karayan el yavaş yavaş kendinden emin, boğazıma kadar sıkıyor içimi. en çok karnıımda biraz göğsümde ve son olarak boğazımda hissediyorum varlığını. baskılıyor beni. varlığımın üzerine çamurlu postallarıyla basıyor sanki. hiç doymayışlarımın kendimi unutuşlarımın sebebi bu mu? dışarıdan anlaşılıyor mu?bilmiyorum.kendimi bu kadar bıraktığımı bilmesinler istiyorum. biraz tahmin ediyor, seziyor olabilirler ama tümünü bilmesinler. ne olur bilmesinler. yalnız kaldığımda günün meşguliyeti pılını pırtını toplayıp yavaş yavaş çekilirken zihnime dolanları, içimdeki o hüzünlü şarkıyı, ne kadar derine düştüğümü bilmesinler. çoğu zaman yaşamak için sebepsiz kaldığımı onca çoşkuyu ve bulantıyı aynı anda kalbime nasıl sığdırdığıma şaşırdığımı ruhumun yüzyıllardır neye aç kaldığını bilmeden doymaya çalıştığını bilmesinler.
hem dünyayı yazasım var hem dünya kadar susasım. "ben" sandığım şey kaç parça içimde? pencerenin önünde oturmuş kuş seslerini dinliyorum. zihnimdeki gürültüyü içimdeki çelişkileri düşünüyorum. kim haklı, kim masum, kim güçlü, kim düştü bilmiyorum. bu seslerin kime ait olduğunu zihnimde ne yaptıklarını, hangisine "ben" dediğimi bilmiyorum. ruhumun kenarında köşesinden tutmuşlar, çekiştirdikçe çekiştiriyorlar. içimdeki kavgayla baş edemeyen "ben" saklanacak bir yer arıyorum kendime. kendinden saklanabilir mi insan, bilmiyorum. kendini kendinden saklayabileceğin kadar gizli bir yer var mı dünyada?