Şehre hayran hayran bakıyordu.Galata köprüsüne girerken karşıdaki tepenin üstünde olanca haşmetiyle parıldayan Süleymaniye camii'ni gösterdi.
"İşte bu!" Heyecanlı ve biraz da yüksek sesle konuşmaya başladı." Muazzam bir eser.Sadece bir yapı değil,ruhu var.bazen gider avlusunda oturur huzur arardım"
Bir Alman- Amerikalının huzur bulmak için camiye gitmesi çok garip geldi bana.
Schopenhauer'in dediği gibi: Doğa onları türün devam etmesi için kandırmaya uğraşıyor. Aşk denilen şey, çocuk yapmakla sonuçlanması gereken bir kandırmaca mı gerçekten?
Kızlar,yanlız ve bağımsız olmanın erdemlerini sayıp döktükten sonra sürekli olarak erkeklerden konuşuyorlar.
Sözler hep aynı. Kadınsoyu yüzyılların esaretinden kurtulup Kendi ayakları üstünde durmaya başlamış, bu yüzden evlilik denilen şey çökmüş, artık kadınlar daha eğitimli, daha üstünmüş, bu durum erkekleri çok tedirgin ediyormuş, iki yüz yıl sonra erkek kalmayacakmış, kadınlar erkeklere gerek kalmadan bölünerek doğuracakmış falan filan.
Arada ben de katılıyordum çevremdeki kadınların bu konuşmalarına. Gelişmiş kadının model dünyada ki trajedisi ediyordum. Erkekler evleneceği kızı değil, kızlar evleneceği erkeği seçene kadar da böyle sürüp gidecekti. O mutlu günler geldiğinde kızlar bir yüzük alıp erkeğe evlenme teklifi yapacak, ailelerini "oğlan istemek" için erkek evine göndereceklerdi. Aileler gelin almayacak, damat alacaktı. Ama bu adet herhalde en son Türkiye'ye gelecekti. Çünkü kadınlar ne kadar güçlenirse güçlensin burası "erkek" bir ülkeydi...
Carl Sagan, insanların hâlâ sürüngen atalarının saldırganlığını taşıdığını söylüyordu."Beyin sapı,yüz milyonlarca yıl önceki sürüngen atalarımızdan miras kalan ve zaman içinde evrilen saldırganlığın,ritüellerin,bölgesel ve sosyal hiyerarşinin yatağı olan organdır" diyordu.