O güne kadar, Alışkanlığı her şeyden çok, algılamanın özgünlüğünü, hatta algılama bilincini ortadan kaldıran, yok edici bir güç gibi görmüştüm hep; şimdiyse korkunç bir tanrıça gibi görüyordum onu; bu tanrıça bize sımsıkı bağlıdır, anlamsız çehresi kalbimize öylesine gömülüdür ki, neredeyse farkına bile varmadığımız bu tanrıça bizden kopmaya, uzaklaşmaya kalktığında, akla gelebilecek en dayanılmaz acıları yaşatır bize, ölüm kadar acımasız olur.
(...) benim aşırı sevgimin karşımdakine esinleyebileceğim sevgiyi eksilteceğini düşünüyordum; sanki iki insanın arasında sınırlı bir miktarda sevginin bulunması kaçınılmazdı, iki kişiden birinde sevgi fazlaysa, bu fazlalık mecburen öteki kişiden alınacaktı (...)