Neil Postman'ın şık bir sözü var. "Düşünmeye iki dakikadan fazla vakit ayıranlar için hiçbir şey aşikâr değildir," diyor. Bizim için bir zamanlar dünya ve hayat hiç aşikâr değildi. Belirsizdi her şey ve biz bütün bu belirsizliğe rağmen dünyayı büyülemeye çalışıyorduk. O iki büyücüden geriye sadece süpürgeler kaldı.
Ama ne mümkün! Bütün yüzlerde öyle zor yakalanır bir incelik vardı ki... "Yok," dedi kendi kendine, "kadınlar öyle varlıklar ki..." burada elini salladı, "hiçbir şey söylenemez onlara dair! Gel de yüzlerinde görünüp yiten anlamları, imaları, ışıkları anlat! Anlatamazsın! Yalnızca gözleri bile öyle uçsuz bucaksız bir ülkedir ki adım atmaya gidip gelmeye başlar. Yok, hayır! Uygun sözcüğü bulabilmek... kadınları anlatabilmek zor! İnsan soyunun latif yarısıdır vesselam, kadın milleti.
Tatlı gençlik yıllarından, ileri yaşların sert, katı yıllarına giderken tüm insancıl eğilimlerinizi, duygularınızı yanınıza almayı unutmayın, yolda bırakmayın onları, sonra yerlerinden kaldıramazsınız. Hemen ileride sizi beklemekte olan yaşlılık korkunçtur, hiçbir şeyi geri vermez! Mezar bile ondan daha merhametli, daha lütufkârdır, "Burada bir insan gömülüdür!" diye yazar çünkü mezarın üzerinde; ama yaşlılığın insanlıktan çıkmış soğuk, duygusuz çizgilerinde okunacak hiçbir şey yoktur