Her insan kendi masalının peşinde koşuyor. Koca bir ömrü bir hikâye kurmak için yaşıyoruz. Anlatacak bir şeylerimiz olsun, bizden geriye bir hoş seda kalsın istiyoruz. Sevenlerin kalbine çarparak çoğalacak bir büyük hece, sadece sevginin telleriyle titreşecek bir cümle.
Neil Postman'ın şık bir sözü var. "Düşünmeye iki dakikadan fazla vakit ayıranlar için hiçbir şey aşikâr değildir," diyor. Bizim için bir zamanlar dünya ve hayat hiç aşikâr değildi. Belirsizdi her şey ve biz bütün bu belirsizliğe rağmen dünyayı büyülemeye çalışıyorduk. O iki büyücüden geriye sadece süpürgeler kaldı.
Ama ne mümkün! Bütün yüzlerde öyle zor yakalanır bir incelik vardı ki... "Yok," dedi kendi kendine, "kadınlar öyle varlıklar ki..." burada elini salladı, "hiçbir şey söylenemez onlara dair! Gel de yüzlerinde görünüp yiten anlamları, imaları, ışıkları anlat! Anlatamazsın! Yalnızca gözleri bile öyle uçsuz bucaksız bir ülkedir ki adım atmaya gidip gelmeye başlar. Yok, hayır! Uygun sözcüğü bulabilmek... kadınları anlatabilmek zor! İnsan soyunun latif yarısıdır vesselam, kadın milleti.