Bu durum, olabilecek en canlı biçimiyle bende doğrulanmıştı işte; tek derdimi insan toplumundan uzaklaştırılmak, bir başına kalmak, uçsuz bucaksız okyanusun içinde hapsolmak, insanoğluyla ilişkisi kesilmiş ve sessiz yaşam diyebileceğim bir hüküm giymek sayıyordum; Tanrı'nın beni yaşayanlar arasında bulunmaya ya da geri kalan kullarıyla bir arada yaşamaya layık görmediğini, kendi türümden birini görmenin benim için ölümden yaşama döndürülmek ve ruhsal kurtuluşumun yanı sıra, Tanrı'nın bana en büyük kutsamasını bağışlaması anlamına geleceğini sanıyordum.
Koşullar değiştikçe eğilimler de nasıl gizemli kaynaklar tarafından alelacele değiştiriliveriyor! Bugün sevdiğimizden yarın nefret ediyoruz; bugün peşinden koştuğumuzdan yarın köşe bucak kaçıyoruz; bugün arzuladığımızdan yarın korkuyor, hatta düşüncesi karşısında bile tir tir titriyoruz.
Bu yaratıklara ilk kez ateş ettiğimde, yanında emzirdiği bir buzağı bulunan ve bu yüzden de içimi sızlatan dişi bir keçiyi vurdum. Anası vurulup düştüğünde oğlak, ben gidip onu alana dek yanından ayrılmadı. Yalnızca bu da değil, yaşlı keçiyi omuzlayıp götürdüğümde oğlak barınağıma kadar beni izledi; bunun üzerine keçiyi yere bırakıp oğlağı kollarıma aldım ve onu besleyip evcilleştirme umuduyla çitimden içeri taşıdım. Fakat hiçbir şey yemedi; bu yüzden de öldürüp ben onu yemek zorunda kaldım.