Hayatlarının her alanında ailesi, çevresi, öğretmenleri tarafından müdahale edilen, yönetilen bireyin, kendini hakim ve etkin hissettiği, patron olduğu, kendi yarattığı karakterler üzerinde Tanrı rolünü oynayabildiği tek alan oyunlardı. Toplum, çocukları ve gençleri kendi malı gibi görüp özgür iradelerine saygı duymuyordu, onlar da cam ekran aracılığıyla ulaştıkları birtakım yazılımlarla kendi dünyalarının efendisi olmaya çalışıyorlardı. Sokakta bile özgürce yürüyemedikleri, seslerini duyuramadıkları, gerçek anlamda kimse tarafından dinlenilmedikleri bir dünyada yazık ki bu yazılım oyunları da bir kaçış alanıydı sadece. Herkes onlara nasıl olmaları, ne yapmaları, neye inanıp neye saygı duymaları, neden nefret etmeleri gerektiğini söylüyordu. Ancak o çocuklar, o gençler marangozun yonttuğu tahta askerler değildi ve eninde sonunda kendini marangoz sananlar bunu anlayacaklardı.