arina

Engellilerden travestilere, yaşlılardan sokak meczuplarına, çoğunluğa benzemeyip her farklılık taşıyana onların farklı olduklarını yüzlerine vururcasına bazen acıyarak, bazen dışlayarak hissettiriyordu toplum. Oysa yaşamlarıyla, bedenleriyle ve ruhlarıyla farklı olanların ilk beklentileri, farklı olduklarının altı çizilmeden toplumun bir parçası olabilmekti.
Sayfa 315·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hafta sonları eğer varsa bir protesto yürüyüşüne katılırdı ki uzun zamandır fırsat bulduğu her cumartesi, çocuklarını faili meçhul cinayetlerde yitirmiş annelerin eylemine gidiyordu. Sistem o yaşlı annelerden bile korkuyordu… Ali buna bir türlü anlam veremiyordu. Sokakta yürüyüp slogan atan, kendince tepkisini dile getiren gençlerden korktuğu gibi korkuyordu annelerden de. Dünya paranoyak bir endişe yaşıyordu. Yarattıkları canavarın kendilerini yutmasından korkanlar panikliyordu.
Sayfa 309·Kitabı okudu
Alıntı
Hayatlarının her alanında ailesi, çevresi, öğretmenleri tarafından müdahale edilen, yönetilen bireyin, kendini hakim ve etkin hissettiği, patron olduğu, kendi yarattığı karakterler üzerinde Tanrı rolünü oynayabildiği tek alan oyunlardı. Toplum, çocukları ve gençleri kendi malı gibi görüp özgür iradelerine saygı duymuyordu, onlar da cam ekran aracılığıyla ulaştıkları birtakım yazılımlarla kendi dünyalarının efendisi olmaya çalışıyorlardı. Sokakta bile özgürce yürüyemedikleri, seslerini duyuramadıkları, gerçek anlamda kimse tarafından dinlenilmedikleri bir dünyada yazık ki bu yazılım oyunları da bir kaçış alanıydı sadece. Herkes onlara nasıl olmaları, ne yapmaları, neye inanıp neye saygı duymaları, neden nefret etmeleri gerektiğini söylüyordu. Ancak o çocuklar, o gençler marangozun yonttuğu tahta askerler değildi ve eninde sonunda kendini marangoz sananlar bunu anlayacaklardı.
Sayfa 308·Kitabı okudu
Alıntı
Hala insanların uyanamamasını anlayamıyor, öfkeleniyordu Ali. gelinen noktada, herkesin bindiği dalı kestiği tablo nasıl oluyor da görülemiyordu. Yerküre de isyanlardaydı. Kuraklık, kirlilik, artan felaketler, depremler, seller… İnsanlığın uyanması için daha ne olması gerekiyordu? Koca bir insanlık son gaz duvara çarpmaya doğru yol alırken, nasıl derin bir uykuydu ki bir türlü uyanılamıyordu? Hal böyleyken, şehir insanın neden mutsuz olduğunu, aşkı bulamadığını, hayatlarında hep bir şeylerin eksik olduğunu sorguluyor ve farkındalık adı altında kendini bulmaya çalışıyordu.
Sayfa 306·Kitabı okudu
Alıntı
uygarlıktan uzak topluluklar, bireyin tekamülünü yaşatmamak için belki farkında olarak ya da belki farkında olmayarak çalışıyorlar. Bir bebeği, bir çocuğu sadece istedikleri formatta yüklemeye, yaşatmaya ve dünyevi bir sistemin içinde tutmaya çalışıyorlar. Anne babalar kendi yaşadıkları talihsizliğin farkında olmadan, çocukları için de aynı cinayet işliyorlar. ‘’Cinayet’’ diyorum, çünkü bir insanın doğasını yaşamasına izin vermeden, kendini bilmesine olanak tanımadan, sadece kendilerine benzeterek, neredeyse kopyalayarak yaşatmaya çalışmaları bir ruhun öldürülmesidir.
Sayfa 301·Kitabı okudu
Alıntı