İlk olarak bu incelemem, sadece incelemeden oluşmayacak inceleme/eleştiri karışık olacak.
Kitabı, İlber Ortaylı hocanın düşüncelerini ilk başlarda beğenmiştim. Fakat kitabın sonlarına doğru İlber hocadan beklemeyeceğim şeyler okudum. Bana göre ilk başta konunun gidiş hatı gayet iyi gibiydi. Kitabın sonuna doğru bazı sözlerinden dolayı kitabı yarım bıraktım.
Kitabın beğendiğim noktaları: İlber hoca insanın yaşamını belli dönemlere ayırmış. Çocukluk-gençlik, genç-yetişkin, orta olgunluk, yaşlılık. Gibi belli başlı dönemler, geçiş aralıklarından bahsediliyor. Her yaş döneminde nerede ne yapılması gerektiğinden, kimden eğitim alınması gerektiği konusunda tavsiyeler içeriyor fakat ben kitabın içerisinden bölümlere ayrılmış başlıkların anlattığının başlıkla bağlantılarını kuramadım/bulamadım veya kendi adıma alabileceğim çok önemli tavsiyeler yoktu.
Bunların haricinde kitapta iyi birşey yok mu diye soracaksınız? Kitapta gerçekten güzel tavsiyeler var. Ama kitabın her alt başlığı benim ilgimi çekmedi. Benim düşünceme göre, kitaptan özellikle "iyi bir seyahat/gezi", "lisan/dil öğrenimi" gibi konularda İlber hocanın gerçekten çok deneyimli olduğunu anlıyorsunuz. Özellikle dolu dolu bir seyahat nasıl yapılır, sadece gezmek değil. Gezerken gezilen yerlerin kültürü, tarihi eserleri/yerleri nasıl gezilip öğrenilir bunlardan nasıl faydalanılır gibi konularda pek çok güzel tavsiyeler bulabilirsiniz.
Eleştireceğim noktalara gelirsek. Başlarda bahsettiğim üzere kitapta şöyle bir paragraf geçiyor.
"On beş yaş bir sınır mıdır? Nedir Önemi?
...İstisnaları kural haline getiremezsiniz. Çünkü 15 yaşından sonra hiçbir şey hakkıyla öğrenilmez. Hatta ana iş meslek olarak öğrenilmemesi tavsiye edilir.
Öğrenmek derken yarım yamalak öğrenmek değil; gerçekten öğrenmekten bahsediyorum.
Bu kitapta sizlere verebileceğim, anlatabileceğim pek fazla bir şey yok. Kitap başlarda çok güzel gidiyor, anlayabileceğiniz kolay bir dil ile yazılmış.
Sonraları ise dil gittikçe ağırlaşıyor bir okuma kitabından daha çok matematik çözme kitabına yaklaşıyor. Düşük puan vermeme ve kitabı yarım bırakmama sebep olan asıl sebebi ise kitabın başlığıyla uyuşmuyor olmasıydı. Matematik ve Doğa denilmiş ama "doğa" kelimesiyle bağdaşan(ağaç, çiçek, bitki vb.) bir içerik, anlatım tarzı yakalayamadım. Belki benim kusurumdur, emin değilim. Fakat anlaması kolay olmayan, biraz da sıkıcı bir kitap oldu benim için.
Kitabı sonuna kadar okumadığım ama, başlıklara ve genel olarak göz gezdirdim ve önemli bir konuyu göremedim. Mesela matematik için doğanın niteliğinde diyebileceğimiz olan "Altın Oran" dan hiç bahsedilmemesi de bana biraz tuhaf geldi. Da Vinci bile bunu pek çok çiziminde, eserlerinde kullanmışken ve doğada bu oranın, Fibonacci dizisinin çok olmasına rağmen hiç bahsedilmemiş olması bana göre eleştiri konusu edilebilecek bir durum.
Ama yinede matematiği iyi olan, bölümü/alanı olan kişilerin kesinlikle okuması gereken kaynaklardan birisi olduğunu düşünüyorum.