Gökçee

Yemekten sonra annemin odasına gittim. Başımı dizlerine yasladım. Kafamda bir yeri işaret edip ''Burada bit var,'' diye tutturdum. ''Çok kaşınıyor. Tam şurası. Bak bit yürüyor, öldür onu.'' Annem çocukluğumdaki gibi iki elinin işaret parmaklarıyla aranmaya başladı. ''Yok oğlum. Burada yok bir şey.'' ''O zaman bir de şuraya bak.'' Elleri kafamda gezinir, parmakları saçlarımın arasında dolandıkça ellerini hiç çekmemesini istiyordum. ''Şurası, şurası, şurası... '' diye uzattığını görünce, ''Yok oğlum, vallahi yok, olsa kırmaz mıyım! '' deyip parmaklarının ucu ile şöyle bir vurdu-itti-sevdi ; hepsi bir arada. Üç gün evden çıkamadım. Üç gün de her fırsatta, günde dört-beş kez annemin önüne çömeldim, dizlerine yaslandım, birlikte kafamda bit aradık. Ne bit bulduk ne de sirke.
undefined
Reklam
Bir sürü araba, üst üste insanlar, kalabalık... Herkes birbirinin yaşamından habersiz, bir yol tutturmuş gidiyordu, kimse kimsenin umurunda değildi ; kimse böyle bir çaba içinde de değildi. ''Hapse girmek istiyorum, çünkü bu kalabalığı hiç sevmiyorum,'' dedim içimden.
''Ulusal duygular '' yerine kendine güvenmenin, sade bir vatandaş olmanın vatan millet diye bağırmaktan daha iyi olduğunu anlayacaksın.
Darwin'den öğrendiğin 'en güçlünün yaşaması' oldu, 'maymundan geldiğin' değil.
Sen aptal, boşu boşuna övünen, bilgisiz bir maymunsun, küçük adam! Ama özden kaçma ve yanlışı aklında tutma sanatında bir ustasın.
Reklam