Ben de çocukken hiçbir şekilde anlamlandıramadığım duygulardan bunaldığımda sığındığım yer olarak kitaplara yöneldim. Okumak acılarımdan kaçmamı sağladı ve işler çirkin ya da zor bir hâl aldığında etrafımdaki dünyadan kopma aracım oldu.
Çocukların yılda bir gün değil her gün bayram ettikleri bir yaşam ortamı yaratmak, amacımız olmalıdır. Bizi bu amaca yaklaştıracak düzeni kuramazsak geleceğin kuşakları, yani şimdiki çocuklarımız ve torunlarımız, onlara aktardığımız yoksulluktan ve eşitsizlikten dolayı bizleri bağışlamayacaklardır. Çocuklar kendi istekleriyle doğmazlar. Bu nedenle ailenin ve toplumun, onlara yaşamaya değer bir dünya bırakması bir bağış değil görevdir, bir borçtur!
Yeni bir kardeşin doğup doğmaması, ne cins araba alınacağı, gezmeye nereye gidileceği çocuktan sorulur. Her nazının çekildiğini, her kaprisine katlanıldığını gören çocuk bu ayrıcalığını kötüye kullanmaya başlar doğal olarak. Bu tutum sonucu hediyesiz sınıf geçmeyen, rüşvet almadan uslu durmayan çocuklar türer. Bir kez oynayıp köşeye atılan oyuncaklar alınır. Çocuk bu ortamda yok nedir, yokluk nedir öğrenemez; kolay elde ettiklerinin de bu yüzden değerini bilmez.
“Ben mutlu bir işçiyi, ruh hastası bir bilgine yeğlerim” diyor Neill. Ama özgürlük içinde eğitilirse herkes kendi yeteneğinin doruğuna çıktığı gibi mutlu da olur.