“Bilge yazarlar insanın neleri öğrenmesi gerektiğini yazıyorlar. Ama çocuğun neyi ne ölçüde öğrenmeye yeterli olduğunu sormuyorlar. Onlar çocukta yetişkin bir adam var sanıyorlar; çocuğun adam olmadan önce ne olduğunu bilmiyorlar. İyi bir öğretmen öğrencisine ilk sözü söylemeden önce onu iyice gözlemeli, tanımalıdır. Bırakın çocuklar önce çocukluklarını yaşasınlar, onu olgunlaştırsınlar. Bizim yöntemlerimizle çocuğa kendi başına öğreneceklerini öğretmeye kalkıyor, bizim yardımımızla öğreneceklerini ise savsaklıyoruz.”
“Çocuklar her şeyi başkalarının aktardığı gibi değil, kendi gözleriyle görerek, dokunarak, tüm duyularını kullanarak tanısınlar; önce yakın çevreyi öğrenip ilgilerini genişletsinler.
Onları karıncalar gibi bırakın uğraşsınlar, yazsınlar, çizsinler, yapıp bozsunlar. Onları sıralarında tutmayın, bırakın koşsunlar, bir şeylerle uğraşsınlar. Bunlar sağlam bedenin, sağlıklı kafanın belirtileridir. İnsan, tahtadan ya da taştan oyulan bir yontu gibi ortaya çıkmaz. Çocuk kendi kendini oluşturan, biçimlendiren canlı bir yaratıktır.”
“Okul zorla inandırma yeri değil, gösterme yeri olmalıdır. Öğretmenlerin, çocuğun sindirebileceği ölçüde değil de kendi istedikleri ölçüde öğretmeye kalkmaları, aptalca bir şeydir. Öğrenim çocuğun gelişmesine uygun olmalıdır. Öğrenme isteği aslında çocukta vardır. Kuşun uçması, balığın yüzmesi kadar doğal ve kendiliğinden olur. Bayır aşağı akan suyun itilmesi gerekmez; bu akışa uyun, engelleri ortadan kaldırın yeter. Öğrenim zevkli, hoş bir iştir. Öğretmen de hekim gibidir; doğanın efendisi değil, onun yardımcısı olmak zorundadır. Her çocuğun aynı hızda gelişmediğini de göz önünde tutmak gerekir. Ayrıca kimi çocuk okumaya yatkındır, kimi de el becerisine…”
Geçmişte ailesini besleyip geçindirme kaygısı çeken anne- babalar, önce televizyon almak sonra renklisini edinmek, sonra da videolusunu almak için çırpınıyorlar; ayrıca elde ettiklerini yitirme korkusu çekiyorlar.