Karlı bir İngiliz kasabasında geçiyor hikâye. Her yer sessiz, yollar kapanmış, insanlar evlerine kapanmış… derken bir grup insan “ruh çağırma oyunu” oynamaya karar veriyor. O andan sonra da her şey allak bullak oluyor.
Christie bu kitapta klasik tarzından biraz farklı bir şey yapmış bence. Ne Poirot var, ne Marple. Ama yine de o gizemli atmosfer, o akıl oyunları — tam Christie havası!
Okurken sanki soğuk bir odada oturuyormuşsun gibi hissediyorsun, dışarıda tipi, içeride dedikodular, şüpheler, küçük kasaba havası.
Benim en sevdiğim tarafı, olay sadece “katil kim?” sorusuyla kalmıyor. İnsanların ne kadar kolay korkuya, söylentiye, batıl inanca kapıldığını da çok güzel gösteriyor.
Yani bir anlamda kitap “ışıklar sönünce kim neye inanır?” diye soruyor insana.
Sonu da klasik Christie tarzında: herkesin ağzı açık kalıyor
Ama o kapanışta bile içimde garip bir his kaldı… belki de bazı karanlıklar gerçekten hiç sönmüyor.