Bir yere ait olmadığınızı biliyorsanız ne o yeri ne de o kişiyi meşgul etmeyin. Kalbini de hayallerini de boş yere doldurmayın. Dağın ardında bizi bir gül bahçesi bekliyor diye kandırıp onca yol sürükleyip boş kurak arazileri izletmeyin yolun sonunda. Boş vaatlerinizin kanma süresi dolduğunda da mağdur edebiyatı yapmayın. Bunun vebali ağır olur. Bir akıllı siz değilsiniz...
Batıya satrancı biz öğretmiştik; dünyevi bir şey, bir savaş alanı görünümünde, beyaz ordu ile karanın, içimizdeki iyi ile kötünün ruhsal savaşı olarak. Onlar ne yapmıştılar? Vezirimizi kraliçe, filimizi piskopos yapmıştılar; önemli değildi. Ama satrancı kendi akıllarının ve dünyadaki akılcılığın zaferi olarak bize geri vermiştiler. Bugün onların aklıyla kendi hassasiyetimizi anlamaya çalışıyor ve bunu uygar olmak zannediyorduk.