" ’Galiba ben büyüyünce soytarı olacağım,’ dedi Dill,
Jem'le ikimiz yürümeyi bıraktık.
’Evet efendim, bir soytarı,’ dedi. ’Dünyada başka insanlar için yapabileceğim bir şey yok, gülmekten başka, işte ben de bu yüzden sirke katılıp gülmekten öleceğim.’
’Ters söylüyorsun, Dill,’ dedi Jem. ’Soytarılar kederlidir, insanlar onlara gülerler.’ "
"Aslınsa her şehir kabristanıyla birlikte iki şehir sayılırdı. İstanbul, yanı başında kendi macerasını tamamlayan bu ikinci şehir tarafından daima eksiltilmekte, belki ona dünyalı olduğunu, fani olduğunu söyleyip durmaktaydı. İç içe geçmiş birbirlerine karışmış iki ırmak gibi hayatlar akıyordu bu iki şehirde. Birinin akışı diğerine doğru, onu besleyip durmaktaydı. İnsanlar farkında olsa da, olmasa da bu iki şehir arasında her gün sessiz gidişler veya tantanalı geçişler oluyordu. Öylesine yakın, öylesine iç içe iki şehir. Ama onca iç içelik içinde tarifsiz bir uzaklık vardı aralarında. Ölümle hayatın yakınlığı, ölümle hayatın uzaklığı.