Mutchen'in yüzeyselliğiyle küçük Barones'in isterik romantizmi arasına sıkışıp kalmış, havailikle delilik arasında salınırcasına bu iki duygu kutbu arasında gidip geliyormuşum gibi hissediyorum.
Hüseyinleşiyordum. Aklı Batı'da kalbi Doğu'da yaşama şizofrenisinin parçaladığı ruhların bunalımını, öz-güven eksikliğini, yabancı sözcüklerle, yabancı tüketim mallarıyla örtmeye çalıştıkları tedirgin kişiliklerini, olduğundan farklı gösterme çabalarını sanki gözlerim birden bire açılmışçasına göstermişti Hüseyin bana.
Sanki varoluşumuz, yaşamımız bir takım anlamsız, saçmasapan rastlantılara bağlı değil de daha derin ve kavrayamadığımız bir anlamı varmış gibi duyumsarız ve itiraf etmesek bile herkesin hoşuna gider.