Haydarpaşa Garı’ndan bindiği botta meşhur sözünü söylemiştir. Bunun rastgele bir söz olmadığını, yakın savaş stratejisinin ilk temelini atan bir stratejik görüş ve taktik adım olduğu görülüyor: “Geldikleri gibi giderler." Bu sözün sadece bir temenni olmadığı, belirli bir plan, değerlendirme ve stratejik öngörüyle söylendiği açıktır.
9 Ocak’ta ordumuz zaferi kutladı. Ama karşıdaki başarısız ordunun bu tahliyeyi aylar boyunca nasıl yaptığı, bunun emaresinin neler olduğu, bu büyük tahliyenin niçin yeterince anlaşılmadığı konusunda kumandanlarımızın günlüklerinde açık bir ifade yok. Britanyalıların hücumda, hatta kıyıdaki savaşlarında gösteremedikleri başarıyı tahliye ve ricatta gösterdiklerini kabul etmek zorundayız.
Mustafa Kemal’de kendisine verilen vazifenin ötesinde bazı atılmalar ve fedakârlıklarla örülen bir kişilik görülür. Mesela Trablusgarb Savaşı’ndaki gönüllülüğü ortadadır yahut istese Birinci Dünya Savaşı’nı da Sofya’da ataşemiliter olarak tamamlayabilirdi, çünkü Bulgaristan zaten müttefikimizdi. Mustafa Kemal ise ısrarla yazışarak muharebe hakkını istiyor. “Arkadaşlarım ateş hattındayken burada kalmam doğru değil" diyordu. Kendisini cepheye tayin ettirmiştir. Burada hırslı bir kumandanın, yerinde duramayan bir dâhinin Sofya’dan kurtulma sancıları vardır.
Çanakkale bir milletin hafızasında ve hatta ruhunda yer alan abide hadiselerden biridir. Doğu’da ve Batı’da böylesi büyük abideye nadir rastlanır. Almanya ve Avusturya’da yoktur. Fransa’da Marne, Verdun, Rusya’da Smolensk, Minsk, İkinci Dünya Savaşı’nda Stalingrad, Odessa, Sivastopol ve Leningrad gibi anıt mevkiler bunun gibidir.