Sömürücü kurumlara dayalı büyümenin keskin sınırlarının olmasının tek nedeni yaratıcı yıkımın ve yeniliğin olmayışı değildir. Maya şehir devletlerinin tarihi, yine sömürücü kurumların iç mantığının zorunlu kıldığı daha meşum ve ne yazık ki daha yaygın bir sonu ortaya koyar. Bu kurumlar elit için ciddi kazançlar sağladığından, mevcut elitin yerine geçme mücadelesi vermek için güçlü teşvikleri olan başka kimseler çıkacaktır. Dolayısıyla iç savaş ve istikrarsızlık sömürücü kurumların doğasından gelen özelliklerdir ve yalnızca daha ileri yetersizliklere yol açmakla kalmazlar, aynı zamanda çoğu zaman her türlü siyasal merkeziyeti tersine çevirirler, hatta bazen asayişin tamamen çökmesine ve kaosa neden olurlar; tıpkı Klasik Çağ’da Maya şehir devletlerinin göreli başarılarının ardından deneyimledikleri gibi.
Doğası gereği sınırlı olsa da, sömürücü kurumlara dayalı büyüme iş başındayken olağanüstü bir görünüm sunabilir. Sovyetler Birliği’ndeki ve Batı’daki pek çok kişi 1920’ler, 30’lar, 40’lar, 50’ler, 60’lar ve hatta 70’lerdeki Sovyet büyümesi karşısında korkuyla karışık bir hayranlık duymuşlardı; tıpkı bugün Çin’deki ekonomik büyümenin tehlikeli boyuttaki hızı karşısında büyülendikleri gibi. Ancak 15. bölümde daha detaylı bir biçimde tartışacağımız gibi, Komünist Parti yönetimindeki Çin sömürücü kurumlara dayalı büyüme deneyimleyen topluma bir başka örnektir ve benzer şekilde, kapsayıcı siyasal kurumlara doğru köklü bir dönüşüm geçirmedikçe sürekli bir büyüme göstermesi pek mümkün değildir.