Türkçede «sal, sel» diye bir nisbet eki yok. Kumsal, uysal gibi kelimelerde görülen «sal, sel» var. Fakat bunlar nisbet bildirmiyor ve ölü ekler… Şimdi; -sal, -sel ekine hem nisbet mânâsı veriyorlar, hem de canlı bir ekmiş gibi kullanıyorlar. Türkçede «v» eki de yok, «ödev», «görev», «söylev» gibi çeşitli kelimeler böyle Türkçede olmayan bir ekle yapılmıştır. Yine bunlar gibi «ey» eki de yok. «Birey», «olay», «düzey» gibi kullanılışlar da yanlış…
Sayfa 59 - Bedir Yayınları, İstanbul, 1981·Kitabı okudu
İmlâmız başından beri fonetik imlâdır diye tanıtılır. Fonetik olduğuna göre telaffuz edilen kelimenin aynen yazıda gösterilmesi icab ediyor demektir. Hâlbuki, bilhassa uzun sesliler için işaret kullanılmaması Türkçe imlasında mühim bir bozukluk meydana getiriyor. (...) Bilhassa Arapça, Farsça asıllı Türkçeleşmiş kelimelerde görülen uzun; a, u, i’leri yazıda göstermediğimiz için gençlerimiz söyleyemiyorlar.
Sayfa 50-51 – Bedir Yayınları, İstanbul, 1981·Kitabı okudu
Re’y-i sevâbı li-garazin tezyîf idenler, insânların en alçağıdır.
[Doğru bir düşünceyi hınç ve kin nedeniyle aşağılayıp küçültenler insanların en alçağıdır.]
Sayfa 97 - Beyan Yayınları, Osmanlıca-Türkçe, Haziran 2017·Kitabı okudu
Dîn ü vatan ve ebnâ-yı cinsine ne gibi hüsn-i hizmet ve muâvenet itdiğini akşamları yatarken düşünmeyen veya düşünüp de bir hüsn-i amelde bulunmadığını anlarsa teessüf itmeyen, insanlık meziyyet-i mümtâzesinden her gün birer derece sükût ider.
Sayfa 93 - Beyan Yayınları, Osmanlıca-Türkçe, Haziran 2017·Kitabı okudu