Hakikatte biz, “öğrenmek” için değil, aksine akılsal veya sanatsal kâr sebebiyle tiyatroya gideriz. Bu noktada tiyatronun görevini yapmadaki başarısı ya da yenilgisi çok önemlidir.
Aristo, tiyatronun ortaya çıkma nedeni olan dinsel faktörleri unutmuş veya görmemiştir. Zira tiyatro, başlangıçta Dionysos ibadeti için icra edilen törenlerdi. Aristo, soyut düşünce esaslarını kurduğu halde tiyatro için zamansal ve mekansal şartlara bağlı olmayan beşeri bir kaynak bulamamıştır. Bununla birlikte insanlık, henüz Aristo’nun söylediklerini unutmamıştır. Çünkü O, tiyatro etrafında, günümüze kadar gelip gündem oluşturmuş ve oluşturmakta olan bir meseleyi ortaya koymuştur: Acaba tiyatronun sadece ruhsal bir görevi mi var, yoksa ahlaki, sosyal ve ulusal misyonu da var mıdır?
“Edebiyat, yani edebî eserler, benim inancıma göre insandan ayrı değildir.
Ben, edebî bir eseri tadabilir, onun tadını çıkarabilirim. Fakat yazarı tanımadan eser hakkında bir hüküm vermem çok zordur. Tıpkı ağacı meyvesinden ayırmanın mümkün olmadığı gibi. Bu nedenle edebî mütalaalar, beni doğal olarak İnsanî mütalaalara mecbur bırakmaktadır.”
Aristo’nun eleştiri için koyduğu genel kuralları “Poetika” ve “Retorik” kitaplarında buluyoruz. Bugün tamamı elimizde bulunan Retorik, üç bölümden oluşmaktadır. Ancak Poetikanın yaklaşık olarak yarısı ortada yoktur. Her iki kitap da Abbasiler döneminde tercüme edilmiştir. Matta b.Yunus tarafından...