Maddi fakirlik ve aşağılık bir yaşam sürmek bir halkı başkaldırmak için tahrike yetmiyor; bir hareketin ortaya çıkmasını tahrik eden şey daha çok halkın yeterli bir bilince ve uyanıklığa sahip olmasıdır.
Edebiyat insan gerçekliğinin tüm çıplaklığıyla sergilenmesi için, tüm perdeleri yırtar ve örtüleri ortadan kaldırır. Çünkü edebiyatın nazarında, toplumsal münafıklık ve ikiyüzlülükten daha tehlikeli bir şey yoktur.
genellikle insanlar diğerlerinin tecrübelerine pek aldırış etmezler; herkes kendi tecrübeleri çerçevesinde hayatına yön verme eğilimindedir. Ne kadar değerli olursa olsun, başkalarının tecrübesi bir insan için vaaz ve nasihat olmaktan öteye gitmez.
Peygambere gelen ilk vahyî mesajlar, peygamberin anlayışı ve içinde bulunduğu psikolojik ve toplumsal duruma uygun olarak müzik açısından hareketli, aceleci ve emredici bir tempodadır. Ayetlerin sözlerindeki müziksellik de bu duruma eşlik eder: “îqra, bismi Rabbikellezî halaq. Yaratan Rabbinin adıyla oku.
Halaqa’linsâne min alak... O, insanı bir alak’tan yarattı.
lqra, ve Rabbuke’l ekrem; Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;
Ellezî alleme bi’l kalem; Ki O, kalemle yazmayı öğretendir.
Alleme’l insâne mâ lem ya’lem.”
İnsana bilmediğini öğretti.) (Alak, 96/15)
(...) Ayrıca tüm bunlardan başka, cümlenin müzik üzere okunmasıyla birlikte, kafiyelerin ve mukatta’ların harmonisinin güzelliği ve melodisi açık bir şekilde hissedilecektir. “İqra”, “ ellezî” “alleme” gibi kelimelerin tekrarı, kısa hecelerin birbiri ardına tekrarı böyle bir musiki havasının yaratılmasına katkıda bulunmaktadır. (...) Harflerin uyumuna gelince; bilindiği gibi Araplar eskiden beri harflerin fonetik bakımdan çıkış yerlerini ve işlevlerini ele almak üzere tecvid ve kıraat ilmini icad etmişlerdir, fiillerin varlığı, seslerin isimleri ve bunların anlamlarla ilişkilendirilmesinden haberdardılar. Anlam ve duyumsama arasında harflerin müziğinin de önemli bir yeri olduğunu anlamış bulunuyorlardı. Harflerin müziği ile anlam arasında mantıksal bir bağın olduğunu fesahat ilmini icad ederek anlamış bulunuyorlardı.