Yazarın üslubunda, düşünce ve duygular içiçedir. Ne yazarın ne de eleştirmenin, bunların iki farklı kaynak olduğunu ileri sürmeye hakkı yoktur. Her yazarın meslek sırrı olan şu gerçeği iyi bilmesi gerekir: İyi bir eserde, düşünce ve duygular birbirleriyle öyle kucaklaştırılmalıdırlar ki, okuyucu yazarın, gönlüyle düşünüp aklıyla yazdığını hissedebilsin.
... dil, anlamları ifade eden bir araç değil, bağımsız bir varlığı olan bizatihi sanatsal bir varlıktır. Bu konuda bir yazar, “anlam mı önemli yoksa sözcük mü?” sorusuna, başka bir soruyla cevap veriyor: “Makasın iki ağzından hangisi çok önemlidir?”
İnsanın duygu ve düşüncelerinin varlık alanına çıkması, onların dile gelmelerine bağlıdır. Şüphesiz duygu ve düşüncelerin sözcüklerin emrine verilmesinde bir çok zorluklar bulunmaktadır. Ancak onları sözcüğün emrine ram etmede başarı sağlamadan, duygu ve düşüncenin varlığından söz etmek mümkün değildir.
Zevkler, bilgilerin değil duyguların aracıdır. Çünkü zevkte bireysellik, bilgide ise genellik vardır. Zevkleri bilgiye dönüştüren meleke tefekkürdür. Tefekkür aracılığıyla zevklerimiz güç ve sebat kazanır, bireysellikten kurtulup umumilik kazanma imkanı elde eder.