“İnsan bilinirse din, irfan ve sanat da bilinmiş olur.” İnsanda, dinin, sanatın ve irfanın kökenlerini araştıran bir kimsenin mükemmel bir mantıksal tanıma ulaşması imkansızdır. (Şüphesiz bu konuda hakikate yaklaşmış olan bir çok tanım vardır. Fakat bunlardan hiç birisi olması gereken bir tanımlama değildir.) İşte bu yüzden din, sanat ve irfan konusunda tek bir mantıksal tanıma ulaşma imkanımız yoktur. Bundan önce insanın ne olduğu ortaya konulmalıdır. Anlaşılıyor ki, insanın yaşamdaki en büyük tecellilerinden olan, din, sanat ve irfanı tanımlamak için gösterilecek her tür çaba insanın gerçekliğinin bilinmesine yönelik olmalıdır.
düalist bir dünya anlayışı, (düalizm ile iki dünyanın varlığına işaret ediyorum) iki dünyanın varlığına inanmak, insanın dinine, felsefesine, akaidine damgasını vuran en eski inançlardan birisidir. Yeryüzünde İkili bir dünya görüşüne sahip olmayan hiç bir din yoktur. Öbür dünyanın durumu ve şekli insanların ruhsal niteliklerine ve düşünsel gelişmişlik derecesine bağlıdır.
dinî duygunun iki boyutlu olduğu söylenebilir: Birincisi, “varolan”dan nefret etmek; İkincisi ise, “olmayan”a, “olması gereken”e karşı duyulan arzu ve iştiyak. İnsan bu tür mükemmellerin bu dünyada olmayacağına kesin olarak inandığı gibi, bunların varolduğuna da kesin olarak inanmaktadır. Çünkü bunlar insanın doğasında gizli olarak vardırlar ve insanı, iradesi dışında kendilerine çekmektedirler.
“Daha fazla insan olan kimse.” doğanın ve maddi medeniyetin temel boyutlarını oluşturan zaman ve mekanın, kendi varlığı ve omuzu üzerinde baskısını daha çok hissedecek derecede olgunluğa erişmiş kimse anlamına gelmektedir. “Daha fazla insan olan kimse”, zaman ve mekanın kendisine dar geldiğini gören kimsedir. Sıradan bir kimse için oldukça büyük ve geniş olan bu zaman ve mekan, daha çok olgunlaşmış, “daha fazla insan olan” bir kimse için sıkıntı veren bir kafes gibidir.