Gam başka, sıkıntı başkadır. Eğer ben kendi rütbemden memnun değilsem bu gam değil sıkıntıdır. Gam, sevinç ve sıkıntıdan daha yüce bir yerdedir. (...) Sıkıntı, insanda gündelik eksiklikleri ortadan kaldırma isteği yaratırken gam, din, irfan ve sanat gibi şeyler için çalışma azmi uyandırır.
Hayatımın en iyi hallerini kendimle başbaşa olduğum ve varlık dünyası üzerine düşündüğüm zaman yaşıyorum. Bu durumlarda, kendimi asil hallerimin en yücesine ulaşmış olarak görüyorum.
Benim inancıma göre, mutlak şeylere karşı duyulan ihtiyaç insanın zihninde, bu mutlaklara sahip olan varlıklar olarak tanrılara inanmayı ortaya çıkardı. Mutlak olan şeylere sahip olan bu varlıkların düşünülmesinden sonra insan, tek bir Tanrı’ya doğru yönelmeye başladı. Kendiliğinden ve cebren çokluk halinde bulunan tanrılar tek bir tanrıya dönüştü. Peki niçin? Çünkü tanrılardan her biri mutlaklardan her birinin temsilcisi olması halinde diğerleri onun sahip olduğu bu mutlak’a sahip olmamış olacaktı. Bu durumda hangi şey, tam anlamıyla, insanın ihtiyacını giderecek ve onun acılarını dindirecekti? Tüm mutlakları kendisinde barındıran bir şeyin tavsiyeleri.
Bir kimse en yüce büyüklüğün güneşte bulunduğuna inanarak güneşin ya da ayın mutlak güzelliğe sahip olduğunu düşünür, dolayısıyla güneşe veya aya tapınmış olur. Neden güneş gibi küçük bir büyüklük mutlak büyüklük olarak görülebiliyor? Bakış açısı daha dar da onun için. Büyük bir sufinin “varolan”ı, yaratılmış olan evrenin tümü iken, bedevi bir kimsenin “varolan”ı, duyumsadığı ve kendisini sınırlayan yaşam çevresidir. Bu iki kişinin dünya görüşü aynı değildir.
...acının tonu bireyden bireye değişmektedir. Çünkü istenilen şeylerin olgunluğu, insan ruhunun hareketi, letafeti ve evrimindeki güzelleşmeye ve büyümeye bağlıdır.