Mutlak güzellik, mutlak doğruluk, mutlak kemal (olgunluk), yücelerin yücesi, temizlerin en temizi, büyüklerin en büyüğü, iyilerin en iyisi, Bunlar insanın ruhunda ihtiyaç duyduğu sürekli mabedlerinden ve putlarındandır. Bir insan her zaman bunlara muhtaçtır, bunları elde etme hasretiyle yanıp tutuşur; onları düşünür, araştırır ve hiç bir zaman da onlara ulaşamayacağını bilir. Çünkü gördüğümüz her şey, göreceli, ölümlü ve yokolucudur; dolayısıyla mutlak varlık yoktur. Bu bağlamda akla gelen iki soru vardır: Birincisi, dünyada olmayan bu kavramlar insanın zihnine nereden gelmektedir? Eksiksizlik, eksikliğin görülmesiyle birlikte zihnimizde beliren bir kavramdır. Eksikliğin görülmesinden dolayı aklımıza gelen bu eksiksizlik “mükemmel olan” (kamil) dır. Peki bunun böyle olması neye nispetledir? Gördüğümüz eksikliğe nispetle. Şu halde zihnimizde beliren bu “mükemmel olan” mutlak anlamda bir kemala sahip değildir. Her ikisi arasında fark vardır. Bir hasta gördüğüm zaman, aklıma sağlık gelir; ölmüş birini gördüğüm zaman da aklıma gelen şey yaşamdır. Ancak buradaki sağlık ve yaşam, hastalık ve ölüye nispetle akla gelen bir düşüncedir. Her ne kadar benim varlığımda mutlak olgunluğun ne olduğuna ve nasıl olduğuna ilişkin belirgin bir formu bulunmasa da, varlığımda onunla birleşme duygusunu ve ona muhtaç oluşumu şiddetli bir şekilde duyumsamaktayım. Tarih boyunca insan, nisbî mutlakların değil, bu tür mutlakların peşine düşmüştür. Çünkü bir nispet içinde ele alınan mutlakların kendisi de bir “nisbî”dir.