Hüseyin Aycan

Mutlak güzellik, mutlak doğruluk, mutlak kemal (olgunluk), yücelerin yücesi, temizlerin en temizi, büyüklerin en büyüğü, iyilerin en iyisi,  Bunlar insanın ruhunda ihtiyaç duyduğu sürekli mabedlerinden ve putlarındandır. Bir insan her zaman bunlara muhtaçtır, bunları elde etme hasretiyle yanıp tutuşur; onları düşünür, araştırır ve hiç bir zaman da onlara ulaşamayacağını bilir. Çünkü gördüğümüz her şey, göreceli, ölümlü ve yokolucudur; dolayısıyla mutlak varlık yoktur. Bu bağlamda akla gelen iki soru vardır: Birincisi, dünyada olmayan bu kavramlar insanın zihnine nereden gelmektedir? Eksiksizlik, eksikliğin görülmesiyle birlikte zihnimizde beliren bir kavramdır. Eksikliğin görülmesinden dolayı aklımıza gelen bu eksiksizlik “mükemmel olan” (kamil) dır. Peki bunun böyle olması neye nispetledir? Gördüğümüz eksikliğe nispetle. Şu halde zihnimizde beliren bu “mükemmel olan” mutlak anlamda bir kemala sahip değildir. Her ikisi arasında fark vardır. Bir hasta gördüğüm zaman, aklıma sağlık gelir; ölmüş birini gördüğüm zaman da aklıma gelen şey yaşamdır. Ancak buradaki sağlık ve yaşam, hastalık ve ölüye nispetle akla gelen bir düşüncedir. Her ne kadar benim varlığımda mutlak olgunluğun ne olduğuna ve nasıl olduğuna ilişkin belirgin bir formu bulunmasa da, varlığımda onunla birleşme duygusunu ve ona muhtaç oluşumu şiddetli bir şekilde duyumsamaktayım. Tarih boyunca insan, nisbî mutlakların değil, bu tür mutlakların peşine düşmüştür. Çünkü bir nispet içinde ele alınan mutlakların kendisi de bir “nisbî”dir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bizler “En İyisine”, yani, “Mutlak İyi”ye muhtacız; ve bu, dünyada yoktur. Bizler, kendi ebediliğimize ve iman ettiğimiz, değer verdiğimiz şeylere gereksinim duyarız. Bu gereksinim bizim doğamıza kazınmış durumdadır. Ancak ebedilik yoktur. Neandertal insandan günümüze dek bu dünyada bu duygu insanın derununda coşmaktadır. Ölülerini toprağa gömüp onlar için mezarlara yiyecek koymak hangi anlayışın ürünüdür? İnsana en yakın ilk hayvanlıktan, insanlığa adım attığı ana kadar varolmuş olan ebedileşme anlayışının bir ürünüdür.
İnsanın varlığında çeşitli eksiklerin olduğu muhakkaktır. İnsanın varlığında hissettiği bir eksiklik vardır ki, insan her zaman için bu eksikliğin acısını duyarak yaşar. İşte bu eksiklik insanda daimî surette bir hareket, bir eğilim, bir silkinme meydana getirir. Benim dinin, sanatın, irfanın doğurucusu olarak kabul ettiğim bu tür eksiklik hissetme durumuna, bir çok örnek bulmak mümkündür.
İnsan bilinmeyen nedenlere bilimsel açıklamalar getirmek yerine, bir yanılgı eseri bunları din aracılığıyla, yani daha önce varolduğu zımnen kabul edilen dinî duyguyla açıklamaya çalıştı. Mevlana’nın deyişiyle, “Pazarda, sahte para geçer akçe oluyorsa, bu pazarda altın paranın da bulunduğuna delalet eder. Eğer pazarda altın para olmamış olsaydı, sahte para da olmazdı.”
Marx ve Lenin’e ait eserlerin tümünü incelediğimizde dinin tek bir tanımına rastlamamız mümkün değildir. Bu iki düşünürün eserlerinde birbiriyle çelişen tanımlara bile rastlamak mümkündür. Marx, Kapital’in bir yerinde, “din toplumun afyonudur” derken, en son eseri olan, “Siyasi Ekonomiye Giriş'de dini, “yoksun bırakılmış insanların, zalimler ve zenginler aleyhine gösterdiği çaba” olarak tanımlıyor. Bu sonuncusunun, ilk tanımla çeliştiği açıktır. Lenin bir yerde dini yerden yere vurarak, “bilimin karşıtı”, “toplumun karşıtı”, “işçi sınıfının karşıtı”; “işçi sınıfına karşı kullanılan bir silah” olarak görürken, bir başka yerde de, “devrimde aydın dinî güçler, “sosyal demokrat” toplum aşamasında ilerici bir öncü rolü oynayabilirler.” der.