İnsanın ruhundan ve dinden ma’budu kaldırdığımızda, tapınma gereksinimi daha fazla ma’budun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Günümüz Avrupa’sının yaşamında, eski şekliyle, bir ma’buda tapınma duygusu zayıflamıştır; insan, modern hayatta, eskisi gibi, tapınma fırsatı bulamamaktadır. Ancak tapınma duygusu daha önceki kuşaklarda olduğu gibi, hatta onlardan daha güçlü bir şekilde devam etmektedir. Ne var ki bu duygu fantastik sapmalar şeklinde kendini göstermektedir. Eski tapınma şekillerinin yerine geçen yeni biçimler ne kadar basit, ne kadar aptalca!!! Bu çağdaş tapınmalardan birisi de, toprağa, kana ve ulusa tapınmadır. İşte bu yüzdendir ki, Rönesanstan günümüze dek uzanan, din duygusunun kendi asaletini yitirdiği dönemlerin karakteristik özelliklerinden birisi de milliyetçilik, ulusa ve toprağa tapınma ruhunun canlanmış olmasıdır. Irka, kana, toprağa tapınma esası üzerine kurulmuş olan faşizm ve nazizm bu dönemde, daha önceki dinlerin tümünden daha güçlü izler bırakan, dünyanın iki önemli akımı haline geldi. İkincisi ise, şahıslara ve kahramanlara tapınmadır. Hitler, Mussolini vd. için, “politik marş” adı altında yapılan, dinsel bir ilahî’nin ruhunu ve ritmini hatırlatan duaların olduğuna tanık oluyoruz.