Hüseyin Aycan

Büyük şahsiyetlere minnet borçluyum, onların ortalıkta görünmüyor olmalarına, yok olmalarına da üzülmüyorum. Her kim ise, yok olabilir, yok olacak ve yok olmalı; haydi onu yok edelim. Ne var ki, Yahudilerin belirgin güçlü ulusçuluğu yok edilemez, yok edilmeyecek ve yok edilmemeli. Dış düşmanlar birliğimizi pekiştirdikleri, sağlamlaştırdıkları için bu ülkü yok edilemeyecek. Yıkılmayacak, çünkü dehşetli acıların iki bin yılı bu sonucu ortaya koymuş. Yok edilmemeli ve bunu, umutsuzluğu reddeden az sayıdaki Yahudi’nin soyundan gelen birisi olarak, bir kez daha bu risalede bunu kanıtlamaya çalışacağım. Museviliğin bütün kolları, yani yaprakları birer birer solup düşmeli, fakat geriye sağlam gövde kalmalı. (Teodor Herzl)
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Bu yüzyıl, dünyaya, kendi teknik başarılarıyla bir Rönesans hediye etti, fakat aynı zamanda, Bu hediyenin mucizevi gelişmeleri insanlığın hizmeti için çalışmadı.
I. Dünya savaşı sonrasını ve Will Durant’ın şu paragrafını hatırlamalıyız: “… bu barış, savaşan devletlerin iktisadi kalkınmasına engel olmak suretiyle Yahudilerin idare etmekte olduğu büyük bankalara savaş zenginleri yüzünden şen milletler arası tröstlere ve dünyanın ihtiyat paralarını ellinde tutanlara elverişli oldu.
ünlü tarihçi Will Durant şöyle bir şey diyor: “İbrani ırkından olanlar ancak Samidir ve Asya’nın diğer Sami ırklarıyla kıyaslandığında göze çarpan hiçbir farkları yoktur diyebiliriz. Ne olduysalar onu tarihleri yaptı. Kendi tarihlerini kendi yapmadılar. Daha ilk bakışta birkaç ırkın karışmasından oldukları göze çarpar. Bir mucize söz konusu olmadıkça, yakın doğuda bu kadar sayısız karışmadan sonra, saf bir ırkın varlığı kabul edilemez.” (Yahudiliğin Tarihi ve Siyon Liderlerinin Protokelleri, Will Durant-Roger Lambelin, Okumuş Adam, 2004, s. 17)
Roma’da Cicero, Profallaco (Flakus savunması) adlı yapıtında bir kabile halinde yaşamalarından ve hak etmedikleri bir nüfus sahibi olmalarından Tacitus ise, ‘Historia’de (Tarihler), Yahudilerin, kendi yorumuna göre, insan sevmezliklerinden yakınır: “Diğer tüm halklara karşı yalnızca nefret ve düşmanlık besliyorlar, yemeklerini ayrı yiyor, ayrı uyuyor ve ırk olarak şehvete eğilimli olmalarına rağmen, yabancı kadınlarla ilişkiye girmekten kaçınıyorlar; ama kendi aralarında hiç bir şey gayri meşru değil.” (Tapınak Şövalyeleri, Piers Paul Read, Dost Kitabevi, 1999, s. 20)