Hüseyin Aycan

Kemalizmin, Batılılaşma ve milliyetçilik ekseninde kurguladığı militan laikliğinin alıcı kitlesi neredeyse tamamen şehirli, eğitimli orta ve üst sınıftır. İslam ortodoks ve heterodoks renkleriyle kırsalda yaşamaya devam eder.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Falih Rıfkı 1934 yılında bir Fransız muhabirini ''Türk halkının dünyadaki en materyalist" halk olduğu hususunda temin eder. Yeni neslin ortak inancının lslam yerine Gazi'ye ve bilime inanmak olduğunu yazar.
Türkiye'de laiklik, devlet kadar sivil toplumu da hedef almakta ve "milliyetçi bir siyasetin kutsanmasına" hizmet etmektedir. Erich Auerbach 1938 tarihli mektubunda Türkiye'deki mevcut durumu "Dindarlığa karşı mücadele ediliyor ve İslam kültürü Arap kökenli bir yabancılaşma olarak küçük görülüyor" şeklinde tanımlar. Avusturyalı meşhur Şarkiyatçı Herbert Wilhelm Duda da (1900-1975), 1948 yılında benzer şekilde Kemalist siyaseti şöyle tanımlayacaktır: " ... umursamazlıktan da fazla bir şey, düpedüz din düşmanlığı."
"Laikliğimizi ilan ettik; fakat laik olmadık. Gizli ate'lik yaptık." (A.H.Tanpınar) [Zeynep Kerman, İnci Enginün, Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Baş Başa, Dergah yayınları 2007. S. 327]
Geçmişte dindar oldukları bilinen zatlar, Hasan Ali'den Memduh Şevket'e kadar, artık "dindar gözükmemek için" ellerinden geleni yapıyorlardır. Mebus olan eski bir hoca, poker oynayıp rakı içerken Allah'a küfretmektedir. Konya'da yine eski bir mebus ve eski bir hoca, camileri ve mescitleri hala neden yaşattığımızı sorar Mustafa Kemal'e. Hamdi'nin gözlemlediği kadarıyla o gün anlaşıldığı şekliyle laiklik, "tatbiki dinsizlikten başka bir şey değil"dir.