Hüseyin Aycan

1926'dan sonra gazetelerde Ramazan bir tema olarak giderek önemsizleşir (artık kutlanmamakta, iftar ve sahur vakitleri yayınlanmamaktadır); 1930 sonrasında (özellikle de 1934'ten sonra) radikal biçimde silinmeye yüz tutar. Bu husus en belirgin şekliyle Hakimiyet-i Milliye ve Ulus gazetelerinde gözlenir. [Sevgi Adak, "Kemalist Laikliğin Oluşum Sürecinde Ramazanlar (1923-1938)", Tarih ve Toplum, sayı 11, Güz 2010, s. 66-67, 74-75.]
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1930'ların başından 1940'ların başına kadar, genel siyasetten ayrıksı bir dönemi, sivil dinin bir süreliğine siyasal dine dönüşmeye başladığı, radikal kanadın dizginleri ele geçirdiği bir dönemi de içinde barındırır. 1932-33'teki son başarısız teşebbüsünden sonra, 1933 ortasından itibaren rejim, telifçi arayışlara bir süreliğine sırtını dönecek ve din konusunda daha rijit bir noktaya demir atacaktır. Bu anlayış, Ruşen Eşrefin ileride bahsi geçecek anısından anlaşıldığı kadarıyla 1928-1929'dan itibaren Atatürk'ün zihninde şekillenmeye başlar, 1930'daki Menemen hadisesi ve Serbest Fırka deneyi ile hız kazanır, Mustafa Kemal'in tarihe ve dile olan ilgisiyle serpilir ve 1933'ten sonra tartışmasız hakimiyetini ilan eder. Böylece Türkiye'de 1933-34 yıllarından itibaren dini tamamen yok sayan, onu milliyetçiliğe payanda yapmak yerine milliyetçiliği onun yerine ikame etmeye çalışan bir anlayış yerleşir. Bu tarihlerden itibaren din konusu, kategorik olarak dışlanacaktır. Sözgelimi Mehmet Saffet, Ülkü'de yayımlanan "inkılap Terbiyesi" adlı makalesinde, öğretmenlere yönelik olarak "dini kategorik dışlama"nın nasıl işleyeceğini gösterir. Ona göre: "Dinden hiç bahsetmemek en iyi layıklık terbiyesi vermek demektir." Kendilerine konuyla ilgili soru sorulsa dahi bu prensipten vazgeçilmemelidir. Ülke eğitim sistemini inceleyen ve gözlemlerini 1937 yılında kaleme alan N. Mollica da eğitimde Tanrı'nın dışlandığı, seküler bir metafiziğin ve Atatürk'ü merkeze alan bir spritüalizmin eğitime egemen olduğunu aktarır.
Kemalizm, Cumhuriyet'in ilk yıllarında, diğer rakip reformist yaklaşımlardan çok daha radikal bir dikey müdahale taraftandır. Toplumun yaşam tarzını, dış görünümünü, dilini, alfabesini, dinlediği müziği değiştirmeye yönelik bu dikey müdahaleye ilaveten, dinin bütünüyle devlet denetimine alınarak dini kurumların özerkliğine son verilmesi ve adı konmamış bir "milli din" yaratılması ideali, Kemalizmi jakoben gelenekle yakınlaştırır. [Ahmet insel, "Giriş", Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce, lletişim Yayınları, 2009, s. 22.]
Cumhuriyetle birlikte Mustafa Kemal, ittihatçı kadronun aksine, "Türk"ü kurgularken, "medeni gerekleri" mantıki sonuçlarına kadar izlemek arzusundadır. Bu noktada verilmesi gereken karar, bu kurguda lslam'ın yerinin ne olacağıdır. Diğer bir deyişle soru, onun reforme edilerek kazanılması (Türklüğe payanda kılınması) mı yoksa külliyen reddedilmesi (Türklükten tecrit edilmesi) mi gereken bir unsur olduğudur.
(Cumhuriyetin ilk yıllarında) meşruiyetin adresi değişmiştir belki ama insanlar yer çekimi yasası veya panama şapka için itaat etmez veya ölüme gitmezler.