İnanç krizinin etkisi, özellikle edebi eserler üzerinden izlenebilir. Tevfik
Fikret daha 1897'de "inanmak ihtiyacı" şiirinde, içinde bulunduğu inanç krizini, "Bütün boşluk: Zemin boş, asuman boş, kalb-i vicdan boş tutunmak isterim bir nokta yok piş-i hasarımda" şeklinde tasvir eder. Tanpınar'ın Makber'i özetlerken kullandığı tanım dönem aydınının iç dünyasını da ifade etmektedir: "iman ile şüphe arasında bir boşlukta asılmış olmanın ürpermesi."
Osmanlı'nın son döneminin genel karakteristiği daha çok, tam anlamıyla materyalist olamayan, ama mevcut maneviyat çerçevesini de kabul etmeyen bir entelijansiya ile resmedilebilir. Kısacası şüphe gözle görülür boyutlardaydı ama kesin inkar, yüzyıllarca itidali karakter haline getirmiş Osmanlı insanına hala epey yabancıydı. Ortada bir inanç krizi vardı fakat açık ve militan bir ateizm, bu krize eşlik etmiyordu.
Türkiye'deki durumun kafa karıştırıcılığını gösteren ama eldeki malzeme değerlendirildiğinde gayet açıklayıcı olan bir çözümü Ahmet Yıldız önerir. Ona göre Kemalizm eylemde totaliter değildir ama söylemde totaliterdir. Yakup Kadri ise epey benzer bir şey söyler: Kemalist Türkiye'nin kendisi değilse de ruhu totaliterdir.
Kemalizm bir çatı kavramdır.
En genel ifadesiyle Kemalizm "kökleri Tanzimat'a dek uzanan Batılılaşma hareketlerinin Kurtuluş Savaşı sonrasında aldığı 'radikal' bir biçimdir"