hocam, bunun kalıtsal bir rüya olduğunu ve ağaçlarda yaşayan ilkel atalarımıza kadar uzandığını açıklamıştı. onlar açısından düşme olasılığı, sürekli tehlike olarak varlığını sürdürüyordu... ilkel insanların çoğu, yaşamını bu şekilde yitiriyor ve hemen hemen hepsi ağaçlardan korkunç şekilde düşüyor, hızla yere yuvarlanırken ölümden kurtulmak için dallara tutunuyorlarmış.
işte böylesi bir düşüş, -ölümcüllüğünü yitirmişse- çok ciddi organik bozukluklara yol açıyor ve beyin hücrelerindeki değişimi belirliyormuş. bu değişimler, kuşaktan kuşağa düşünce hücrelerine iletilerek ırksal anıları oluşturuyormuş. yani siz ya da ben uyuyakaldığımız zaman, veya uyuklarken, boşluğa yuvarlanıp tam yere değecekken bir çeşit sarsıntıyla kendimize geldiğimizde, yalnızca, ağaç üstünde yaşayan atalarımızın duyduğu ırksal kalıtım anısıyla iletilmiş duyguları yeniden yaşamış oluyormuşuz.