Bugün seni enfes bir ekolle ve bu ekolün kurucusu, aynı zamanda ruhdaşım diyebileceğim bir Psikoterapist olan Victor Frankl ve logoterapi ile tanıştırmak istiyorum.
Frank, 2. Dünya savaşında toplama kamplarında kalmış, anne, baba, erkek kardeşi ve eşini de toplama kamplarında yapılan işkenceler sonucu kaybetmiş yüce bir ruh. Logoterapi isimli öyle muhteşem bir ekol geliştirmiş ki kitabı alıp kolye niyetine göğsüme takmak istedim. Zira, tüm hücrelerimle inandığım bir doğrunun adını koymuş canım Frankl.
Logoterapi
Öncelikle teorisine neden “logoterapi” ismine verdiğini paylaşayım. Logos, “anlam” manasına gelen Yunanca bir kelime olup teorisi, insan varoluşunun anlam kadar insanın böyle bir anlama yönelik arayışı üzerine odaklanmaktadır.
Hatta, hemencecik Nietzsche’nin şu sözüyle bağlantı kuruyor Frankl:
“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a dayanabilir.”
Bir düşünelim lütfen. Uzun bir süre toplama kampı gibi çok ağır ve insanlık dışı koşullara maruz kalıyorsun ve çekirdek ailen dahil en sevdiklerini kaybediyorsun. Niçin hala umut besleyebilirsin ki? Yaşamak ne mana ifade edebilir senin için? İşte, tam da bu noktada insanın anlam arayışı kavramına dikkat çekiyor Frankl. Çünkü yaşamak için bir nedeni olan hem her nasıla dayanabiliyor gerçekten. Frankl’ın yaşama amacı da işte bu inancını çok fazla insana ulaştırabilmek ve onları hayata döndürebilmek.
Logoterapinin üç temel yolu
Logoterapiye göre ise yaşam anlamı üç yoldan bulunabilir:
Bir eser yaratmak,
Bir şey (iyilik, güzellik, sevgi) yaşamak,
Kaçınılmaz acıya karşı tavır geliştirmek.
İlki, genel olarak hepimize çok aşina olan bir yol aslında. Bu dünyaya bırakmak istediğim bir eser ne? Bazen bir kitap yazmak, bazen bir okul yaptırmak bazen de yaptığımızın mesleğin kendisi başlıbaşına bir