“Sen herkesle ortak bir kader paylaşıyorsun; her yaşama biraz yağmur yağmalı.” —Henry Wadsworth Longfellow
Geceleri geçen gemiler, birbiriyle konuşurlar. / Karanlıkta tek bir işaret, uzaktan gelen bir ses. Hayat denizinde de böyle geçeriz birbirimizin yanından, böyle konuşuruz. / Tek bir bakış, tek bir ses, sonra yine karanlık, yine sessizlik. H.W.Longfellow "İlahiyatçının Hikâyesi"
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz.” Henry Wadsworth Longfellow
Alıntı
Kadınlar, her zaman şifacıydı. Onlar Batı tarihinin lisanssız doktorları ve anatomi uzmanlarıydılar. Kürtajcı, hemşire ve danışmandılar. Onlar, şifalı bitkiler yetiştiren ve bunların nasıl kullanılacağıyla ilgili sırları birbirleriyle takas eden eczacılardı. Evden eve, köyden köye dolaşan ebelerdi. Yüzyıllar boyunca kadınlar, diplomasız doktorlardı. Kitaplar ve dersler onlara yasaktı. Anneden kıza, komşudan komşuya edindikleri tecrübeleri birbirlerine aktararak birbirlerinden öğrendiler. Halk onlara "bilge kadın", otoriteler ise cadı ya da şarlatan dedi. Tıp, kadınlık mirasımızın, tarihimizin ve doğuştan getirdiğimiz hakların bir parçasıdır. ✨️ Tedavi gören askerlerden biri olan Henry Wadsworth Longfellow, Santa Filomena adlı şiirinde Nightingale'den bahsetmiştir: "İşte bu sefalet evinde Lambalı bir kadın görürüm. Giderken bir odadan diğerine İçinden geçtiği donuk ışığıdır hüznün."
Edebiyat
Henry Wadsworth Longfellow Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracagınızdan emin olabilirsiniz. -Henry Wadsworth Longfellow
Edebiyatımız ne kadar yavaş büyüyor! Gelecek vaat eden yazarlarımızın çoğu zamansız bir şekilde sona erdi. John Neal adında vahşi bir adam vardı, romanlarıyla çocuk aklımı neredeyse çeliyordu; çoktan ölmüş olmalı, yoksa kendini bu kadar sessiz tutamazdı. Bryant son uykusuna yattı, Thanatopsis ay ışığında yontulmuş mermer bir mezar gibi üzerinde parlıyordu. Gazetelerde tuhaf dizeler yazan ve Fanny adında Don Juanvari bir şiir yayınlayan Halleck, bir iş adamı olarak metempsikozu (reenkarnasyon) örneklediği söylense de, bir şair olarak artık yok. Bir süre sonra, ilham perisinin sapkınca bir savaş trompeti verdiği ve on yıl önce Güney Carolina'da kendini linç ettiren ateşli bir Quaker genci olan Whittier vardı. Üniversiteden yeni mezun olmuş bir delikanlıyı da hatırlıyorum, adı Longfellow'du, bazı zarif dizeleri rüzgârlara savurdu ve Almanya'ya gitti ve sanırım Gottingen Üniversitesi'nde yoğun çabalar yüzünden öldü. Willis -ne yazık ki!- yanlış hatırlamıyorsam 1833 yılında, bize dünyanın güneşli yüzünün eskizlerini sunmak üzere çıktığı Avrupa yolculuğunda kayboldu. Eğer bunlar yaşasaydı, biri ya da hepsi ünlü birer adam olabilirdi. Yine de belli olmaz: ölmüş olmaları da iyi olabilir. Ben de umut vaat eden genç bir adamdım! Ey paramparça beyin, ey kırık ruh, nerede bu vaadin gerçekleşmesi? Acı gerçek şu ki, kader dünyayı nazikçe hayal kırıklığına uğratacağı zaman, en umutlu ölümlüleri gençliklerinde alır; dünyanın umutlarını küçümseyeceği zaman, onların yaşamasına izin verir. Bırakın bu özdeyişle öleyim, çünkü daha doğrusunu asla yapamayacağım.Nath Hawthorne, P.'s Correspondence
Alıntı