Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Henry Wadsworth Longfellow şöyle der:
"Kendimizi, yapabileceğimizi hissettiğimiz şeylerle değerlendiririz; başkaları ise bizi yapmış olduğumuz şeylerle değerlendirir.
"Ölüm diye bir şey yoktur! Bize ölüm olarak görünen şey bir geçişten ibarettir; bizim ölümlüler olarak yaşadığımız bu dünya, ölülerin ruhlarının yaşadığı dünyanın bir kenar mahallesinden ibarettir."
Henry Wadsworth Longfellow
...çünkü kadının yazgısıdır bu
Onca zaman sabır ve sükûtla kalmak,
dilsiz bir hayalet gibi beklemek,
Çıkıp da sorgulayan bir ses, bozana kadar sessizlik büyüsünü.
Böyledir iç dünyası, acı çeken nice kadının
Güneşsiz ve sessiz ve derinden, yeraltı nehirlerince
Karanlık mağaralardan geçip giden...
Henry Wadsworth Longfellow
"Miles Standish'in Gönül Avcılığı", 1858ı
Beni beklediğini bildiğim için, hiç kaytarmadım. Biliyor musun, huzur içinde uyumayı unuttum artık. Milyonlarca yıl önce doyasıya uyur ve sonunda kendiliğimden uyanırdım. Şimdi hep çalar saatle uyanıyorum. Erken ya da geç yatmama göre ayarlıyorum çalar saati; lambayı söndürmeden önce son bilinçli eylemim bu oluyor... Uyku bastırdığı zaman, okuduğum ağır kitaptan daha hafif bir kitaba geçiyorum. Gözlerim ağırlaşınca, uykuyu kafamı yumruklayarak kovmaya çalışıyorum. Bir yerde uyumaktan korkan bir adamın hikâyesini okumuştum. Kipling yazmıştı bu hikâyeyi. Bu adam bir mahmuzu, içi geçmeye başladığında dişleri vücuduna batacak şekilde yerleştiriyordu. Ben de aynını yaptım. Saate bakıyorum ve geceyarısına, yahut saat bire, ikiye, üçe kadar mahmuzu yerinden kaldırmıyorum. Böylece kararlaştırdığım saate kadar uyanık kalıyorum. Bu mahmuz aylardır benim yatak arkadaşım oldu. O kadar çaresiz kaldım ki, beş buçuk saatlik uyku israf gibi gelmeye başladı bana. Şimdi dört saat uyuyorum. Uykusuzluktan kıvranıyorum. Bazen uykum gelip dalgınlaşıyorum, bazen ölüm uykusuna yatmak cazip geliyor; Longfellow'un dizeleri musallat oluyor bana:
Deniz sakin ve derin;
Her şey sinesinde yatar;
Tek adım at ve ne varsa bitsin,
Bir batış, bir kabarcık, hepsi o kadar.