Yönetmen ve yazar olarak çalışırken hep başkaları gibi olmamayı arzuladım, bir ineği telefonla konuşturdum, yükseklik korkusu olan bir kuş yarattım, terbiyesiz bir dilbilgisi kitabında* osurmak fiilini var olabilecek her durumda ve her zamanda çektim.
Kimlik konusunu işleyen bir belgeseldeki çocuk psikiyatrının söylediklerine göre bir çocuk gerçekten kendisi olmayı hayır sözcüğünü ilk kez kullandığında başarıyormuş.
Bir başkası değilde kendim olmayı istediğim için ben çok sık “hayır” dedim.
Hayır diyerek başkalarından uzaklaşırız, kurallara karşı çıkar, yalnızlıkla baş başa kalırız. Ama tüm bunların karşılığında da özgürlüğümüzü kazanırız.
Otoyoldan ayrılıp çalılıklarla kaplı patikalara saptığımızda kaybolabiliriz, ama arada sırada bu yollarda karşımıza yabani çiçekler de çıkabilir.
Hayatta bildiğimiz her şeyi, başkaları, onların konuşmaları, yazdıkları kitaplar, ürettikleri yapıtlar sayesinde öğrendik…
Bazı “başkaları” merakımızı uyandıran, yolumuzu aydınlatan sokak fenerleridir, karanlıkta yürümemize yardımcı olur, gecelerimizi aydınlatırlar.
Başkaları bizim için bir basamak, bir sıçrama tahtası işlevi görebilirler.
Bizi yükseltebilir, uzaklara fırlatabilirler…
O zaman bağlayın kemerlerinizi!
Tek başımayım, bundan şikayet edecek değilim, kendimle baş başayım. Kendimle hiç baş başa kalamayabilirdim, işte o zaman sonsuzlukta kaybolmuş olurdum.