Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!
Ve sonuçta gerçek "Kayra" sadece kendi ölümü için ortaya çıkacaktı. O gün gelene kadar da kendini dünyanın en iyi yalancısı olarak yetiştirmeye çalışan, basit ya da yüksek zevklerden çok, sırf rahatsız edilmemek uğruna sahte olmuş bir "Kayra" gibi yaşayacaktım...
Ve nefes alıp vermemi durduracak fiziksel bir hareket yapamayacağımı, yani kendi dışımda herkesi rahatlıkla öldürebilecekken intihar edemeyeceğimi anladığım gün, başkalarının ya da hayatın bunu yapmasını isteyeceğim ana kadar düşündüklerimi geldikleri yere geri yollamaya ve orada depolamaya karar verdim.
Farklı olmak için mi farklıydım, yoksa öyle mi doğmuştum -ki konuyu genlerin tanrı olduğuna inanan biyokimyagerlere bırakıyorum- bilmiyorum; ancak emin olduğum nokta tanıştığım kişilerle aynı durumlar karşısında aynı duyguları hissetmiyor oluşumdu. Farklı olmanın ne anlama geldiğini sayıca az bir kitlenin dinlediği ve hayvanat bahçesine benzeyen şehirlerin en değerli türlerinin tükettiği bir müzik tarzını benimsediğim dönemlerde öğrenmiştim. Ve söz konusu farklılığın dışa vurulduğu, gözle görülür, kulakla duyulur hale geldiği takdirde ne kadar acı verebileceğini de görmüştüm.