Biz, Erasmus gibi duygunun yerine aklı koymaya değil, ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Eski paradigma, duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içeriyordu. Yeni paradigma ise zihinle kalbin uyumunu sağlamaya zorluyor bizi. Yaşamımızda bunu iyi yapmak için, öncelikle duyguları zekice kullanmanın ne demek olduğunu daha iyi anlamamız gerekiyor.
Duygusal belleğin saklandığı yer olan amigdala, deneyimleri tarar ve șimdi şimdi olanı olanı geçmiştekiyle karşılaştırır. Bugün olup bitenlere, uzun süre önce geçerli olan bir tarzda; bugünkine çok az benzeyen, ama amigdalayı uyaracak kadar yakın olaylardan öğrenilmiş düşünceler, duygular, tepkilerle karşılık vermemiz için çılginca talimatlar yağdırır.
Bir șeyi algıladığımız ilk birkaç milisaniye içinde bilinçsizce onun ne olduğunu anlamakla kalmayıp ondan hoşlanıp hoşlanmadığımıza da karar verebiliyoruz,
bu "bilişsel bilinçsizlik" sadece gördüğümüzün kimliğini fark etmemizi değil, onun hakkında bir fikir edinmemizi de sağlıyor."