"Onu hiç böyle görmemiştim. Kızgın görmüş müydüm? Evet. Sinir olmuş bir şekilde? Kesinlikle. Ama 'böyle' değil.
Sanki benim incindiğimi gördüğü için dünyayı yakmak istiyormuş gibiydi."
"Çoğu insan yapabileceği en büyük fedakârlığın bir şey uğruna ölmek olacağını düşünürdü. Yanılıyorlardı. Yapabileceğiniz en büyük fedakârlık; bir şey uğruna yaşamak, onun benliğinizi tüketmesine ve sizi hiç tanımadığınız bir hâle dönüştürmesine izin vermekti."
"O terapistler anlamıyorlardı. Ben iyileşmek istemiyordum. Yanmak istiyordum. Kanamak istiyordum. Her yakıcı acıyı hissetmek istiyordum.
Ve yakında, o acıdan sorumlu olan kişi de bunları hissedecekti. Bin kat daha fazlasını."
"Ya eğitim bitince ne olur? Milyonlarca insan kendi hâline bırakılır. Onlar hakkında ne yazılıp çizilir, ne de konuşulur. Edebiyat, bilim, tiyatro, sergiler, konserler ve konferanslar; hiçbiri onlara hitap etmez. Mesih zamanlarındaki gibi din bilginlerimiz kitleleri hor görmeye devam eder."
"Baylar..." diye seslendi Jarvinen halk üniversitesindeki profesörlere. "Yüce bir göreviniz var. Yaşam bilgeliğini sokağa, kitlelere aktarıyorsunuz... Ama bilmelisiniz ki, üniversitelerinizden hayatın bilgeliğine sahip olmayan birçok insan mezun oluyor. Onlar aydın değil, sadece taklitten ibaretler."