Gerçekten çok beğendiğim bir kitap olduğu için yorum yazmaya değer diye düşünüyorum :)
Yazarın "bütün anakaralara uzak, geceleri baygın yasemin kokularına bürünerek, kış yaz aynı iklimle sarılıp sarmalanarak, ağaçların arasında yitip gitmiş kırk eviyle kendine yeterek sürüp giden başlı başına bir dünya" olarak tanımladığı Son Ada'ya, kendi ülkesinde sevilmemiş ve diktatör olarak bilinen Başkan'ın gelmesiyle birlikte adadaki değişimler anlatılıyor kısaca.
Başkan kelime oyunlarıyla ve süslü cümleleriyle halkı etkisi altına alıyor, etkisi altına alamadıklarını da düşman belliyor. 'En iyi en doğru benim' felsefesini o kadar benimsemiş ki yaptıklarının yanlış olabilme ihtimali aklına bile gelmiyor. Adanın düzenini bozuyor, insanları fikir ayrılıklarından doğan gereksiz düşmanlıklara ve çekememezliğe sürüklüyor. Ve her nasıl oluyorsa kimse suçlunun en baştaki olduğunu görmek istemiyor.
"Oysa adayla ilgili ne rüyalar görmüşlerdi. Zenginlik gelecekti, refah gelecekti, özgürlük gelecekti adamıza. Sonunda herkes kaybetmişti, Başkan da, ona uyanlar da, uymayıp karşı çıkanlar da. Kazanan yoktu."
Kitaptaki olaylar sinir bozucu olduğu kadar gerçek de hissettirdi bana, en çok bu yüzden etkilendim sanırım. Hem Livaneli'nin o güzel üslubu için :), hem de yaşamımızla çok güzel mukayese edebileceğimiz için okunmalı bence.
(Son Ada'nın Çocukları kitabında olaylar neredeyse aynı fakat adada yaşayan bir çocuğun bakış açısından okuyoruz, çocuk kitabı kategorisinde olmasından dolayı olsa gerek sonu da çok daha farklı ve iç açıcı, Son Ada okunduysa ona pek gerek yok sanırım.)