Elveda-spoiler içerir
Puan vermedi·432 syf.··
2026 23. kitabı
Serinin sonu olduğuna inanamıyorum o kadar uzun zaman oldu ki daha bittiğini kavrayabilmiş değilim. Hem mutluyum hem üzgünüm. Kesinlikle böyle bir mutlu sonla bittiği için çok mutluyum. Tüm o yaralı insanların bir araya gelip yaralarını sarıp bir aile olması harikaydı. Bunlarla birlikte eleştireceğim bir kaç şey de var. İlk olarak son kitabın bu kadar çok farklı bakış açısından yazılması evet farklılık ve boyut katıyor ama aynı zamanda kime odaklanacağını da şaşırıyorsun. Benim için olan buydu en azından. Bir diğer de final sanki çok fazla hızlı oldu bitti gibi birden pat morana birden pat luna birden pat tristan yani mesela morana nasıl uyuştu anlamadım gibi hani o kısımlar biraz hızlı oldu. Ah bir de dainn var bu en sevdiğim karakterin o olduğuna kesin karar verdim sanırım kendi kişisel devil ımı istiyorum… İkinci sırada kesinlikle dante var üzümlü kekim öyle green flag ki bencesi. Tristan ve alpha sonu paylaşıyor. Evet seriye başladığımda tristan bir numaraydı ama sonrasında gelen karakterler onun çok üstüne kattı. Dediğim gibi tek eleştireceğim şey finalin çok hızlı olmasıydı yani bu birlik bu kadar çabuk mu ortadan kalkabiliyordu onun dışında harikaydı. He bir de eğer dainn in babası lyla ile kötü bir geçmişi vara xander onun üvey kardeşi mi olmuş oluyor? Orda bir soru işareti oluştu kafamda.
BirlikçiRuNyx · Martı Yayınları · 202675 okunma
Luna
7/10
·208 syf.·
2026 4. kitabı
Kitabı genel olarak beğendim ve merak duygusunu canlı tutan, akıcı bir kurguya sahip olduğunu düşündüm. Yer yer bazı klişelere rastlasam da bunlar hikâyeden kopmama neden olmadı. Aksine, olay örgüsünün sürükleyiciliği kitabın güçlü yanlarından biriydi. Hatta okurken birçok sahneyi gözümde canlandırdım ve hikâyenin başarılı bir sinema filmine uyarlanabileceği hissine kapıldım. Dil ve anlatım açısından dikkatimi çeken birkaç nokta oldu. Bunlardan biri, “-ip de” yapısının oldukça sık kullanılmasıydı. Oysa bu kullanım sadece eylemleri birbirine bağlamakla kalmaz; çoğu zaman vurgu, sitem, şaşkınlık veya beklenmediklik gibi ek anlamlar da taşır. Bu nedenle sık tekrar edildiğinde anlatımın tonunu belirgin şekilde etkileyebiliyor. Dikkatimi çeken bir diğer husus ise bazı bölümlerde anlatıcının kendisini, ancak dışarıdan bakan bir gözlemcinin fark edebileceği ayrıntılarla tasvir etmesiydi. Birinci tekil kişi anlatımında, anlatıcının kendi duruşunu, mimiklerini veya dışarıdan nasıl göründüğünü aktarması bana zaman zaman anlatım perspektifi açısından tutarsız geldi. Elbette edebiyatta bunun farklı kullanım biçimleri vardır; ancak okur olarak bu tercih beni birkaç yerde metinden kısa süreliğine uzaklaştırdı. Buna rağmen kitap, güçlü kurgusu ve akıcılığıyla bende olumlu bir izlenim bıraktı. Ayrıca yıllardır oyuncu olarak beğeniyle takip ettiğim Buğra Gülsoy’un yazarlık tarafını görmek de benim için ayrı bir deneyim oldu. Genel olarak başarılı bulduğum, keyifle okuduğum ve başkalarına da tavsiye edebileceğim bir kitaptı.
LunaBuğra Gülsoy · İnkilap Kitabevi · 2022668 okunma
Reklam
8/10
·176 syf.··
2026 60. kitabı
Evimizi, odamızı paylaştığımız o sessiz dostlarımızın kafasından acaba neler geçiyor? Onları gerçekten anlayabiliyor muyuz yoksa her şeyi sadece kendi penceremizden mi yorumluyoruz? Lars Svendsen’in Hayvanları Anlamak kitabı tam olarak bu soruların etrafında geziniyor. Yazarın o mesafeli ve yukarıdan bakan akademik dili tamamen bir kenara bırakıp ne kadar içten bir ton yakalaması beni kendisine yakın hissetmeme neden oldu. Kendisi bir felsefe profesörü ama konuyu anlatırken kendi köpeği Luna ile olan ilişkisinden öyle güzel bahsetmiş ki, okurken kendinizi kuru bir teorinin içinde değil, çok tanıdık bir bağın ortasında buluyorsunuz. Üzerine düşünüp kendi içimde muhakeme yaptığım birkaç kısım oldu. Hayvanlara yaklaşırken düştüğümüz o iki uç nokta... Bazen onları çok fazla insanlaştırıyoruz; kendi karmaşık duygularımızı, kırgınlıklarımızı ya da egolarımızı onlara yüklüyoruz. Bazen de tam tersini yapıp onları sadece içgüdüleriyle hareket eden, hissiz birer makine gibi görüyoruz. Svendsen tam bu noktada çok şefkatli bir üçüncü yol öneriyor: Hayvanların kendilerine ait bir dünyası, bir neşesi ve kederi olduğunu bilmek ama onların bizden farklı olan o özgün yapısına da saygı duymak. Yani bir canlıyı gerçekten anlamak, onu kendimize benzetmeye çalışmadan, olduğu gibi görebilmekle başlıyor. Ve bu kısım beni en çok yakalayan yer oldu. Yalnızlık hissediyorlar mı, canları sıkılıyor mu, acı çektiklerinde ne yapıyorlar ya da bizi gerçekten biz olduğumuz için mi seviyorlar gibi hepimizin aklından geçen sorulara hem felsefi hem de bilimsel araştırmalarla cevaplar arıyor yazar. Ama bunu yaparken asla yormuyor; aksine kelimeler su gibi akıp gidiyor. Sayfaları kapatıp etrafıma baktığımda, hayatımdaki o sessiz canlara çok daha derin, çok daha anlamlı bir gözle baktığımı fark ettim.
1000Kitap
Hayvanları AnlamakLars Svendsen · Pinhan Yayıncılık · 202551 okunma
Ben gidiyorum kaptan
10/10
·152 syf.··
2026 47. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 16:19
Bu yılın ilk yarısında okuduğum en iyi kitap olabilir! Nils Vik’in Öldüğü Gün, basit bir insanın aslında hiç de basit olmayan hayatını; sevgi, acı ve mutluluk gibi gerçek duyguları okuyucuya geçirerek yalnızca 150 sayfada anlatmayı başarıyor. İskandinav edebiyatının en sevdiğim yanı, derdini çok sade ve gerçek bir şekilde anlatabilmesi. Bir de çeviri iyi olunca ortaya gerçekten tadından yenmez bir eser çıkıyor. Kısaca kitaptan bahsedecek olursam; 72 yaşındaki Nils Vik, bir gün o günün hayatının son günü olduğuna karar verir ve feribotuyla son bir sefere çıkar. Bu sefer boyunca geçmişindeki kırılma noktalarını oluşturan insanlar ve ilk yolcusu olan köpeği Luna onu yalnız bırakmaz. O ise karısı Marta ile tekrar karşılaşacağı o anı beklemektedir. Beni özellikle etkileyen bölümler; Luna’yı köpek katliamından kurtardığı bölüm, kızlarıyla olan bölümler ve kardeşiyle yaşananların anlatıldığı kısımdı. Özellikle kardeşinin hikayesi beni darmadağın etti. Kitap boyunca aslında iyi, onurlu ve vicdanlı bir insan olmak için çabalamanın azameti anlatılıyor. Belki kitabın tek kusuru, 150 sayfa için fazla fazla karakter barındırması. Bir süre sonra bazı karakterleri unutabiliyorsunuz. Ama sanırım öldüğümüz gün bizim kayığımıza da az insan binmeyecek. Şiddetle öneriyorum. Yeni kitaplarda görüşürüz #nilsvikinöldüğügün #metis #frodegrytten #neokudum
Nils Vik’in Öldüğü GünFrode Grytten · Metis Yayınları · 2025144 okunma
en kotuler listesine alindi..
Puan vermedi·312 syf.··
2026 88. kitabı
öfff sıkıntidan patladim ama yolculuktaydim ve yanimda baska kitap yoktu. yazar samimi olcam diye sacmalamis durmus. olaydan uzaklastirmis. kitabin arkasinda da yazdigi icin soyluyorum, ornegin: adam birini oldurcem diyo, bununla ilgili yarim,bilemedin 1,bilemedin 1.5 sayfa olsun, karsilikli konusma beklersiniz,adam cumleyi kuruyo,sayfalar sonra cumlenin devami geliyo. aradaki sayfalarda yazarin kitap ve konuyla alakasiz boombos yorumlari..tavsiye etmiyorum. zamaniniza ve paraniza yazik.
Söyle Bana Sen KimsinLouisa Luna · Sia Kitap · 202532 okunma
Puan vermedi
Merhabalaar, fantasik dünyalara gitmeyi sever misiniz? Ben bayılıyorum! Selin Demirkıran'ın Kehanet serisinin ikinci kitabı ile geldim. Yaklaşık 600 sayfalık bir macera sizi bekliyor. Ben okudum rahatladım sıra sizde valla şimdiden keyifli okumalar. Canım Solaris Blaze'm, aktif volkanım. Kendisini böyle tanımlamayı seviyorum... Neyse, Sol hakkında bu kitapta soru işaretlerimiz gideriliyor, onun hakkında bir şeyler okumak bana iyi geldi. Genel olarak güçlü bir karakter olması hoşuma gidiyor. Luna'yı koruma içgüdüsü, onun için her yeri yakacak olması bence çok romantik. Luna'yı kıskanıp annesine laf soktuğu kısımda patladım gülmekten. Luna'cığım, rüzgarınla savur bizi diyorum. İlk kitaba göre bence Lunabelle'de inanılmaz bir gelişim var. Annesine karşı yeri geldiğinde sesini çıkarttı ya içimin yağları eridi. Hiç sevmiyorum ben bu Luna'nın annesini ya çok itici bir karakter bence seven var mı bilmiyorum ama... Fantastik türde yazılmış kitaplarda bence karakterlerde kadar fantastik varlıklar da çok önemli. Kurgunun tadı tuzu diye düşünüyorum. Bu seride fantastik varlıklara doyuyoruz çok şükür. Yazarın, gözümüzü korkutmasını çok seviyorum. Nasıl mı? Tabi ki kalın kitaplar yazarak. Güneş ve Ay kitabı da kalındı, Fırtına ve Ateş kitabı da onu aratmıyor. Kalınlığına bakmayın ama yarattığı o fantastik evren insanı gerçekten içine çekiyor. Ben ilk kitapta evreni anlamaya çalışmıştım, bu kitapta ise genişleyen bir evren olduğunu fark ettim. İlk kitaba göre daha aşinaydım diyebilirim. Fırtına Kulesi'nde hiç yaşamak istemem mesela, benlik bir yer değil...
Fırtına ve AteşSelin Demirkıran · Ulysses Yayınları · 202514 okunma
Reklam
Reklam